8 Ocak 2015 Perşembe

BEKLENEN OLDU. HAYÂL-İ SÜKUT VE HÜSRAN!.. "Anayasa Mahkemesi seçim barajının kaldırılmasını reddetti."

Anayasa Mahkemesi seçim barajının kaldırılmasını reddetti
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) gündemine aldığını duyurmasıyla Haziran seçimleri öncesinde yeniden tartışma konusu haline gelen yüzde 10 seçim barajı olduğu gibi kaldı.
AYM, yüzde 10 seçim barajının kaldırılması için yapılan bireysel başvuruları reddetti.
AYM, kararı konu bakımından yetkisizlik nedeniyle verdi. Kararın Başkan Haşim Kılıç’ın katılmadığı toplantıda ikiye karşı 14 oy çokluğuyla alındığı öğrenildi.
Barajın kaldırılması için mahkemeye baraj altında Demokratik Sol Parti (DSP), Saadet Parti (SP), Büyük Birlik Partisi (BBP) başvurmuştu.
Avrupa’da yüzde 5’in üstünde baraj yok!
Anayasa Mahkemesi’nin yüzde 10’luk seçim barajını “Hak ihlâli” olarak değerlendirip iptal edebileceğine dair haber yankı uyandırdı.
Gazeteler bugün hukukçuların görüşüyle doluydu. Tartışmanın alevlenmesi üzerine Anayasa Mahkemesi, seçim barajına ilişkin başvuruyu henüz değerlendirmekte olduklarını bildirmekle yetindi.
Kuzu: Yok hükmündedir
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AKP’li Burhan Kuzu, mahkemenin barajı kaldırması durumunda, kararı yok hükmünde sayacaklarını ve uygulamayacaklarını söyledi.
Arınç: Gereği yerine getirilir
Buna karşılık Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise böylesi bir kararın kriz anlamına gelmeyeceğini belirterek, “Mahkeme ne karar verirse versin bunun gerekleri yerine getirilir” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı ne yönde çıkar, iptal yönünde çıkarsa hükümetin tavrı ne olur bilinmez ama Avrupa’da en yüksek seçim barajının Türkiye’de bulunduğu bir gerçek.
Tayyip Erdoğan başbakaken -Nisan 2011’de Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada- “Şu anda Avrupa’da yüzde 8, yüzde 7 barajı da var, olabilir” demişti. Ne var ki bu doğru değil.
Avrupa’nın seçim barajı tablosu:
TABLO AVRUPA
Erdoğan ve benzer cümleleri dillendiren AKP’liler yanlış biliyor: ‘Avrupa ülkeleri’nin hiçbirinde, ama hiçbirinde yüzde 5’in üstünde seçim barajı yok.
Yüzde 5’in üstünde baraj şu an Avrupa’da bir tek Lihtenştayn’da var. Erdoğan o konuşmayı yaptığı Rusya’da oran 7’ydi, o da 5’e indirildi.
Avrupa’nın 21 ülkesinde baraj bile yok. Türkiye’yle kıyas kabul edebilecek bazı ülkelerdeki seçim barajları şöyle: Ukrayna yüzde 5, Polonya yüzde 5, İtalya yüzde 4, Almanya yüzde 5, İspanya yüzde 3 ve Fransa yüzde 0.
Diken sordu, uzmanlar yanıtladı: AKP ‘çözüm süreci’nde kararlıysa seçim barajında bu ısrar niye?
Türkiye bir kez daha yüzde 10’luk seçim barajını tartışıyor. Genel seçimlere yedi ay kala gündeme gelen meselenin, Kürt sorununa son verip barış getirme iddiasındaki hükümet tarafından pek de hoş karşılanmaması dikkat çekiyor.
Tartışma Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın seçim barajını hak ihlali kapsamında yapılan bireysel başvuru sonucunda değerlendirmeye aldıklarını söylemesiyle alevlenmiişti.
Erdoğan ve Davutoğlu ne dedi?
Türkiye’de önemli demokrasi eksikliklerinden biri olarak yüksek baraj oranının düşürülmesi tartışmasına ilk tepki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, barajı üstü kapalı bir şekilde ele alıp, Anayasa Mahkemesi’ni ‘siyasetin alanına girmek’le hayli sert eleştirdi: “Egemenlik, bürokrasinin değildir, yargının değildir, Anayasa Mahkemesi’nin de değildir. Hiç kimse hiçbir kurumu kendisini milletin, Meclis’in üzerinde, özellikle de siyaset kurumunun üzerinde görmemelidir. Darbe ürünü kurumlar çıkıp da siyasete hiza vermeye kalkamaz.”
Başbakan Ahmet Davutoğlu da, Kılıç’ın çıkışını Türkiye’de istikrarsızlık yaratma hamlesi olarak yorumladı: “Bu barajı AK Parti getirmedi. 15 ayda seçime girdik ve eşit şartlarda lider olduk. Biz baraj falan tanımayız. Biz milleti tanırız.”
Peki HDP’nin seçimlere parti olarak girmesine de engel oluşturan baraja yönelik bu tavır, Erdoğan ve hükümetin çözüm kararlılığıyla çelişmiyor mu?
Diken, bu soruyu köşe yazarı Cengiz Çandar, Başbakanlık Başdanımanı Etyen Mahçupyan, siyaset bilimci Fuat Keyman, hukukçu Mithat Sancar ve araştırmacı Bekir Ağırdır’a sordu…
Cengiz Çandar: AKP çözümde ciddiyse barajın indirilmesine karşı çıkmaz
”Yüzde 10 barajı, 1982 Anayasası üzerinden Seçim Kanunu’na 1980 darbesine yol açan ve siyasi krizlerin sebebi olarak gösterilen koalisyon hükümetleri ya da hükümet kurulamamasına tepki olarak girmişti. O günden bu yana geçen süre 40 yıla yaklaştı.
Yüzde 10 barajı, başta Avrupa, dünyada eşine rastlanmayacak ölçüde çok yüksek bir oran. Parlamenter demokrasinin ‘olmazsa olmaz’ları arasında sayılan ‘temsilde adalet’ ilkesini yok ediyor. Son derece adaletsiz bir yapıya yol açıyor.
Ayrıca, barajın kaldırılması ya da en fazla olmak üzere yüzde 5 düzeyine indirilmesi, ülkenin en önemli sorununun, Kürt sorununun çözümü açısından da mutlak bir şart. Kürtler, demokrasiyi bu kadar sakatlayan bir hükümle temsilde yeterince, hak ettikleri oranda ve adaletli biçimde yer alamazlarsa, bu ülkenin siyasi bütünlüğü içinde yer alma dürtüleri de giderek törpülenir.
AKP iktidarı, gerçekten ‘çözüm süreci’nde ciddi, samimi ve sonuç almaya istekliyse barajın kaldırılmasına ya da yarı yarıya indirilmesine karşı çıkmaz. Eğer karşı çıkıyorsa ‘çözüm süreci’ni değil, bildiği usûllerle ‘çözmeyi’ düşünüyor demektir ki, bunun da1940’ların “Memlekete komünizm gerekirse biz yaparız” zihniyetli proto-faşist tek parti yönetiminden farkı yoktur. Öyle bir çözüm, zaten çözüm değildir. ” (Radikal gazetesi yazarı)
Etyen Mahçupyan: İyi niyetli değil
”Seçim barajı hükümetin hep söylediği gibi baştan beri var ve tabii ki hükümet her siyasi parti gibi bundan yararlandı. CHP de bundan yararlanabiliyor zaten. Dolayısıyla siyaseten baraj şu zamana kadar korundu. Değişecek olsa bile siyaseten değişmesi lazım.
Geçen sene başbakan olan Tayyip Erdoğan farklı modeller önerdi, barajın sıfıra inmesini de önerdi. Muhalefet hiçbir şey yapmadı, bu tartışmayı yürütmedi.
O yüzden hükümet kendisine düşeni yaptığını düşünüyor. Çünkü sadece durup dururken barajı indirmek niyetinde değil hükümet, seçim sistemini de değiştirmek istiyor. Bu da muhalefet tarafından herhalde pek makbul bulunmadı ya da buraya doğru yürümek istemedi muhalefet.
Dolayısıyla, seçime kaç ay kalmışken bu tartışmaların çıkmasını iyi niyetli bulmak çok da mümkün değil. Tabii ki hükümet böyle bakıyor meseleye.
Anayasa Mahkemesi’ne gelen teklif kendi yetki alanını aşmasını gerektirecek. Anayasa Mahkemesi’nin kendisini yıpratması, siyaset alanına girmesi demek. Çünkü muhalefet şu ana kadar önayak olup yapmadı, ya da hükümetin önayak olmalarına cevap vermedi.
Şimdi de Anayasa Mahkemesi üzerinden bu yapılmak isteniyorsa bunun kabul edilebilir bir tarafı yok tabi.” (Başbakan Davutoğlu’nun başdanışmanı, Akşam gazetesi yazarı)
Fuat Keyman: AKP baraja demokrasi temelinde değil, kendi çıkarına göre bakıyor
”Çözüm süreci Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacak bir süreç. Fakat seçim barajının düşürülmesi de demokratikleşmenin önünü açacaktır.
Dolayısıyla bence çözüm süreciyle seçim barajının düşürülmesinde bir paralellik var. Çözüm süreci baraj düşürülürse daha rahat yürür.
Ancak varolan siyasi sistem içinde AYM barajı düşürürse, AKP bunu vesayet hamlesi olarak göreceği için bütün siyaset buna odaklanacaktır. Böyle bir durumda, şu zamana kadar konuştuğumuz gibi Mart-Nisan ayında çözüm sürecinde ciddi bir noktaya gelmek de hayal olur. Çözüm süreci değil de AYM’nin barajla ilgili verdiği karar konuşulur.
Şu anda AKP (barajın kaldırılmasına) karşı çıkacaktır çünkü yüzde 10 barajı onun lehine, ona hak vermek lazım. Yüzde 10, yüzde 5’e ya da sıfıra inerse AKP milletvekillerinin sayısı azalabilir. AKP bu durumda seçimi kazanır ama güçlü çoğunluk hükümetini kurmada ya da anayasayı değiştirmede yeterli milletvekili sayısına sahip olamıyor. Ama bu, demokrasi temelinde değil de kendi çıkarına bakıp hareket etmektir.
MHP de örneğin 2011 seçimlerinde bu tartışma olsaydı barajın altında kalma durumu olduğu için AKP’ye karşı çıkacaktı. Fakat şu anda oyları yükseldiği için karşı çıkmayacak, yüzde 10 barajı kalsın diyecektir.
Ama barajın düşmesi hem CHP’nin hem HDP’nin yararına olur. Yüzde 5 gibi bir barajla tüm Türkiye temelinde katılabilir seçime HDP.
Partiler barajın reforme edilmesini kendi çıkarlarına yönelik görüyor. Halbuki baraja, demokratikleşmenin güçlendirilmesi ve denge denetimi yönünde bakılmalı.” (Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü, Radikal gazetesi yazarı)
Mithat Sancar: AKP barajın bütün nimetlerinden yararlanıyor, durum hazin ”AKP’nin seçim barajındaki tavrı çözüm sürecinden bağımsız olarak zaten baştan sorunluydu. 2002’deki seçimlerde bir avantaj sağlayarak tek başına hükümet kurma imkanı elde etti baraj sayesinde. Ondan sonra da barajı düşürmeye yönelik bütün talepleri kulakardı etti.
Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamında ya da en azından temsili adaletin sağlanması açısından barajın düşmesi gerektiği çeşitli çevrelerce dile getiriliyor. Fakat bu baraj aynı zamanda bir iktidar tuzağı içeriyor, yani barajın iktidarları tavlayan bir yanı var. Bir dönem çoğunluk olan her parti, baraj sayesinde bu çoğunluğu sürekli bulabileceği gibi bir cazibeye kapılmıştır.
Çözüm sürecinde dile getirilen talepler vardı. ‘Yol temizliği‘ denilen demokratikleşme adımlarına ihtiyaç vardı. Sürecin başlarında, hangi aşamada olduğundan bağımsız olarak programlanması gereken adımlardı bunlar ve içinde barajın kaldırılması ya da düşürülmesi mevcuttu zaten.
Ama AKP yüzde 45-50 arasında oy alan bir parti olarak barajın avantajlarından maksimum düzeyde yararlanıyor ve kendi avantajlarını bu adaletsiz seçim sistemi sayesinde de sürdürmekten vazgeçmiyor. Çözüm sürecinde yeni bir aşama ihtiyacı olduğunun çok net vurgulandığı bu dönemde, baraj ısrarından ve inadından vazgeçmesi çok iyi olurdu ama vazgeçeceğe benzemiyor AKP.
Bu, hem çözüm süreci hem de demokratikleşme açısından olumsuz bir tavırdır. Önümüzdeki dönemde 2015’ten sonraya ertelemeye çalıştığı tartışma konularından biridir bu AKP’nin. En azından 2015’i bu avantajla geçirmek istiyor.
Diğer yandan da, belli bir çevre hariç diğer partilerin hiçbirinin, bir dönem CHP’nin de hiç samimi davranmaması önemli bir mesele. CHP son dönemde barajı düşürmeye yönelik önergeler sundu, taleplerde bulundu. Ama önceki dönemlerde de MHP, CHP ve DTP baraj konusunda bir tür sinizm tavrını tercih etti. Demokratik kamuoyu da maalesef sonuç alıcı bir baskı oluşturamadı.
Şu an konunun AYM’nin önüne gelmiş olması yeni bir fırsat ama aynı zamanda, yargısal süreçler dışında, demokratik zeminde çözülemediğinden, bir muhasebeyi de gerekli kılıyor. Yani bir yandan fırsat, bir yandan da hazin bir durum. (Hukuk profesörü, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi)
Bekir Ağırdır: Sonuçlar 2019’dan önce sandığa yansımaz
Araştırma şirketi Konda’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır’a göreyse, barajın kaldırılması Kürt siyasetini olumlu etkileyecek ama büyük bir dalgalanmaya da yol açmayacak. Sebepse, Türkiye’de 2002’den bu yana kemikleşen kutuplaşma. Ağırdır, Diken’in ‘Barajda bir değişiklik oy dağılımını nasıl etkiler?’ sorusuna, şu yanıtı verdi:
”Hepimiz baraja takılmış durumdayız ama herkesin gözden kaçırdığı bir mesele var. 2002’den bu yana bütün seçimlere bakıldığında Türkiye siyasetinde tuhaf bir yoğunlaşma var. Örneğin bazı illerde CHP yüzde 60’lara çıkarken, diğer yerlerde yok. Keza HDP için de bu geçerli.
Bu nedenle baraj düşse dahi AKP’nin yine çok önemli kayıplar yaşayacağını söylemek doğru olmaz. Diyelim ki CHP İzmir’de iki milletvekili sayısını artırır ama bazı illerde olmadığı için pek fark etmez bu durum. Çünkü AKP 81 ilde var, diğer üç parti farklı illerde yoğunlaşıyor.
Bunları net bir şekilde konuşabilmek için hesap yapmak gerekiyor ve bu değişikliklerin nerelerde olacağını derinlemesine araştırmak gerekiyor. Tabii baraj düştüğü takdirde bu durumdan doğrudan Kürt siyaseti etkilenecektir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın oylarını baz alarak yaptığım hesaba göre HDP 13 milletvekili daha çıkarabilir.
Bana kalırsa hemen yarın kaldıralım barajı ama baraj değişikliğinde 2015 Haziran seçimlerinde çok büyük bir dalgalanma beklemiyorum.
Bu baraj kaldırılmalı, evet, ancak matematiksel sonucu 2015’te değil 2019’da ortaya çıkar. Çünkü Türkiye siyasinin üç karakteristik özelliği var…
İlk olarak Türkiye bu dört partiye konsolide olmuş durumda. Bunun çözülmesi gerek ama altı ayda çözülebileceğini düşünmüyorum.
İkincisi bu dört parti arasında bir kutuplaşma var.
Üçüncü olarak da bu dört parti aynı zamanda bir kimlik siyasetine sıkışmış durumda.”
Anayasa Mahkemesi’nin ‘seçim barajı’yla imtihanı ve ‘iptal’ seçeneği
MURAT SEVİNÇ
Bir süredir ortalıkta dolaşan dedikodu, sonunda bir gazeteci tarafından haber yapıldı da bizler de ‘yazma’ şansına kavuştuk!
Haberin yalancısıyız, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, yüzde 10 seçim barajına ilişkin düzenlemenin bireysel başvuru yoluyla önlerine geldiğini, incelendiğini ve birkaç hafta içinde sonuçlandırılacağını açıklamış.
Türkiye’de bazı şeyleri tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. AYM eğer ‘ihlal’ ya da ‘iptal’ yönünde bir karar verirse, öncelikle o ve sonraki birkaç akşam, çok sayıda ‘hukukçu’ TV ekranlarında kapışacak. Akıl ve beden sağlığınıza düşkünseniz ‘Sakın izlemeyin’ derim. AKP’liler ve 1960’ların sonundan itibaren Türkiye sağı AYM için ne diyorsa, aynını tekrar edecekler.
Bu arada, aklı başında değerlendirme yapan bir iki uzmanın söyledikleri hiç kimse tarafından duyulmayacak. Adında ‘tartışma’ olan programların sunucuları, hiç kimsenin gerçek bir şey tartışmadığı, mütemadiyen zevzeklik yapılan stüdyolarında zevkten dört köşe olacak vs…
Henüz bu saçmalıkların yaşanmasına bir iki hafta varken yazmak, anlamlı olacaktır. Hiç kimseden söyleşi önerisi almadığım için, kendi kendimle söyleşmeye karar verdim! Biraz uzun oldu ancak konu çok ama çok önemli. Yazının bundan sonrasını okuyacaklara, sabır dilerim…
1- Baraj sorunu nedir?
Seçim Yasası’nın 33. maddesinde yer alan yüzde 10 barajının her hangi bir Batı Demokrasisinde eşi benzeri yok. Putin’in Rusya’sında dahi yüzde 7 idi, yüzde 5’e indirdiler. Batı’da barajsız sistemler olduğu gibi genel eğilimin, yüzde 2 ile yüzde 5 arasında olduğu söylenebilir. Zaman zaman Türkiye’de gündeme gelen yüzde 5 baraj önerisi, büyük ölçüde Almanya’dan esinlenir.
1983’te bir de ‘seçim çevresi barajı’ vardı. Üç genel seçim bu ‘çifte barajlı’ sisteme göre yapıldı. Küçük partiler, yani 12 Eylülcüler’in ‘marjinal’ olarak tanımladığı siyasal akımlar sistem dışı bırakılmak istendi ve büyük ölçüde başarılı oldu.
Çifte baraj, zamanında AYM’nin önüne geldi. Mahkeme, 1995’te seçim çevresi barajını iptal ederken yüzde 10’luk baraja dokunmadı. 1995 sonrasındaki seçimler, ülke barajıyla yapıldı. Sorun AİHM’e de gitti (Sadak/Yumak) ve ilgili dairenin 2007’deki kararı, ‘iktidar/devlet’ lehine çıktı. AİHM, ülkelerin ‘takdir marjı’ olduğuna hükmetti.  Barajın böyle bir geçmişi var.
2- Neden kaldırılmadı?
Vallahi bunu kaldırmayanlara sormalı! Tüm iktidarlar, 12 Eylülcülerin bu ‘değerli’ hediyesinden yararlandı. Çünkü Türkiye’de ‘halkın yönetime katılımına’ değer verilmez. Halk dediğin, oy deposudur. Milli iradeden en çok söz eden AKP, 2002 seçimlerinde oyların neredeyse yarısı (yüzde 45 civarında) baraj nedeniyle ‘çöpe gittiği’ için ‘tek başına’ iktidar olabildi.
Ancak, ‘ülke’ yerine ‘algı’ yönetmek isterseniz, bu somut gerçeği hiç gündeme getirmez, sürekli ‘cici halk’ söylemi kullanırsınız. Üstelik masal sever çeyrek okumuşlardan desteğiniz de varsa, ‘halk övgüsü’ tadından yenmez. Özal da 1987 seçimlerinde, aynı tadı almıştı. Tekrar ediyorum: 2002 seçimlerinde geçerli oyların yaklaşık yarısı, çöpe gitti.
Neyse ki 2007 sonrasında, barajın asıl hedefi olan Kürt siyaseti ‘bağımsız adaylık’ seçeneğine yöneldi de, çöpteki oy miktarında kısmi bir azalma oldu. Ülkeyi 12 yıldır yöneten parti, bu izan dışı baraj her gündeme geldiğinde, ‘Bana ne bana ne, ben mi koydum?’ düzeyinde açıklamalar yapmayı tercih etti. İşin matrak yanı, ‘Kemalist ve darbe yanlısı’ CHP ile ‘bölücü’ HDP/BDP, yıllardır ‘Baraj düşsün’ derken; ileri demokrat AKP, düşmesini engelledi.
AKP’nin geçen yıl gündeme getirdiği seçim kanunu değişikliği önerisine ise hiç girmeyelim. Çok tipik bir AKP taktiğiydi: Dar bölge ile çok milletvekili. Bak şimdi, yine niyet okudum!
Özetle, barajın indirilmemesinin nedeni, iktidar partilerinin bu ‘oy hırsızlığından’ büyük menfaat elde etmeleri. Tabii oy hırsızları, kendilerine hayli şık bir kılıf da buldu: Yönetimde istikrar.
3- Baraj, yönetimde istikrarı sağlar mı?
1995 değişiklikleriyle Anayasa’ya, seçim kanunlarının ‘temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak şekilde düzenlenecekleri’ ilkesi eklendi (67).
İstikrardan, bir partinin yıllarca süren dizginsiz yönetimini anlıyorsanız, yüzde 10 elbette istikrar sağlar. Bu mantıkla, barajı yüzde 30’a çıkarmak yönetimi daha da istikrarlı hale getirir. Üstelik yasama yetkisi ‘asli ve genel’ olduğu için TBMM’nin barajı yüzde 30 yapmasının önünde bir pozitif hukuk engeli de yok. AKP’nin, Celal Bayar’dan bugüne değişmeyen egemenlik algısı buna da izin verir. Var mı itirazı olan!
Yıllardır, ‘Reis ile istikrar sohbetleri’ yapılır ve tek partiyle istikrar sözcükleri neredeyse eş anlamlı kullanılırken, TV’nin gedikli soytarıları, Avrupa’daki koalisyonlardan örnek verdi mi? Örneğin şu anda AB’nin en önemli iki ülkesi, koalisyon hükümetleriyle yönetiliyor. Sizce her gün gözyaşı döküp ‘Ah be, Türkiye gibi olmak vardı’ diyerek efkârlanıyorlar mıdır?
Bana kalırsa, baraj olmamalı. Ancak olacaksa, en fazla yüzde 5 olmalı ki örnekleri var.
Böyle bir oranın, ‘kolay dağılmayan’ hükümetlerin kurulabileceği bir meclis aritmetiği yaratacağı düşünülebilir. Ancak yüzde 10, ‘temsilde adalet,’ ‘seçme/seçilme’ ilke ve haklarını yerle bir etmekte. Bu saçmalığın gerekçesi ‘yönetimde istikrar’ amacı değil, güçlü iktidarların ‘büyük korkuları.’
Geçmişe bakılırsa, Demirel’in 1965 ve 1969’un olağanüstü zor koşullarında, baraj ödlekliği yokken, ‘tek başına’ iktidar olabildiği görülür. ‘İstikrar’ denilen olgu, ülkelerin çok muhtelif koşullarıyla ilgili. Oy gasp ederek sağlanan, istikrar değil başka bir şey. Şu anda yüzde 10 barajını savunan herkes, 2014’ün Kenan Evren’i. Bu kadar basit.
4- AYM, bir siyasi parti başvurusunu inceleyebilir mi?
İlgili yasa, ‘Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz’ diyor. Siyasal partiler ‘tüzel kişiliğe’ sahip ancak ‘kamu tüzel kişisi’ değil. Bu nedenle, bireysel başvuru yapabilirler.
Davanın Genel Kurul’a taşınması ise AYM’nin çok önemli bulduğu davalarda, daha önce de gerçekleştirdiği bir uygulama.
5- AYM, ‘ihlal’ kararı verebilir mi?
Verebilir. Yalnızca ‘ihtimalden’ değil, ‘yetkiden’ söz ediyorum. Yüzde 10 baraj ‘seçme ve seçilme hakkı’nı hak olmaktan çıkarıyor. Bu oran TBMM’de farklı siyasi görüşlerin değil, büyük partilerin siyasi eğilimlerinin temsiline izin veriyor. Oysa ölçü, Batı demokrasileri olmalı.
Ancak AYM ‘ihlal’ kararı verirse, ciddi bir eleştiriyle karşılaşır. AİHM’in 2007’deki baraj kararı nedeniyle. Malum, bireysel başvuruda AYM, AİHS ve Anayasa’da (yani, ikisinde de) yer alan bir hakkın ihlal edilip edilmediğine bakar.
Dolayısıyla AKP’liler aniden, ülkenin bir anayasası olduğunu hatırlayacak ve AİHM’in kararıyla Anayasa’nın AİHS’ye atıf yapan 148/3 maddesinden söz edecek. AYM, ihlal bulursa, bunu hem kendi içtihadını değiştirerek (1995) hem de görünürde AİHM’e ‘rağmen’ yapacaktır.
Buna mukabil unutulmaması gereken, AİHM’in, aykırılık iddiasını ülkelerin ‘takdir marjı’ olduğu savıyla reddettiği. Bu durumda AYM, olası ‘ihlal’ kararında, seçim barajı düzenlemesi konusunda takdir sahibi kurumlardan biri olduğunu vurgulamalı ve kararını söz konusu ‘marj’ içinde gerekçelendirmeli.
6- AYM, ‘iptal’ kararı verebilir mi?
AYM’nin Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 33. maddesindeki ‘baraj’ı bireysel başvuru yoluyla iptal etme yetkisi var mı? Gazetelere açıklama yapan önemli anayasacılar, ‘kanun aleyhine bireysel başvuru yapılamayacağını’ belirtmiş. Kuruluş Kanunu’nun 45. maddesindeki bir sınırlamadan söz ediyorlar.
İyi hoş da, ‘hak ihlali’ iddiası bir ‘yasa’dan kaynaklanıyorsa, AYM bu yasayı incelemeyecek mi? Tabii ki inceleyecek. Burada, AYM önüne ‘götürülen bir yasadan’ değil, hak ihlaline konu olan, yani dolaylı olarak incelenmek zorunda kalınan bir yasa hükmünden söz ediyoruz. Dolayısıyla, itirazları anlamlı değil.
Bu durumda, ‘bireysel başvuru’yu inceleyen AYM, incelemesi sırasında ilgili yasa hükmünün anayasaya aykırı olabileceği kuşkusu duyarsa ne yapmalı?
Yüce Divan yargılamasında ve parti kapatma davalarında ne yapıyorsa, onu yapmalı. Bu iki dava türünde AYM, ‘davaya bakan mahkeme’ konumunda. Haliyle bir ‘aykırılık’ fark ettiğinde, ilgili yasa maddesini kendi önüne getirir. Refah Partisi ve Fazilet Partisi davalarında yaptığı gibi.
Güncel davada da AYM, hak ihlali iddiasına konu olan (barajı düzenleyen) hükmü kendi önüne getirip Anayasa’ya aykırılığını inceleyebilir ve iptaline karar verebilir. İptal kararı, sorunu ‘kökten’ çözer.
7- ‘İhlal’ kararının sonucu ne olur?
Olası eleştiriler bir yana, AYM ihlal bulursa hukuksal sonucu ne olur?
1. AKP, ‘İhlal bulunmuş da olsa yasada yer alan yüzde 10 barajla seçime gidiyoruz’ diyebilir. Tabii, anormal bir tercihten söz ediyorum.
AYM’nin ‘Bu barajla seçim, seçme ve seçilme hakkının ihlalidir’ yönündeki kararının ardından, hiçbir şey olmamış gibi seçim yapmak, belki mümkün ama çok zahmetli olur. Üstelik mümkün olup olmadığına da nihai olarak (başvuruları sonuçlandıran) YSK karar verecek.
Başta HDP olmak üzere, çok sayıda parti karara ‘sahip çıkmışken’ yüzde 10 barajlı seçimde ısrar etmek, büyük bir meşruiyet kavgasına neden olur.
2. Seçim Kanunu değiştirilerek makul bir baraj oranı düzenlenebilir. Bu durumda, Anayasa’da yer alan ‘Bir yıl içinde yapılacak seçimde uygulanamaz’ sınırlaması hükmü gündeme gelir. Söz konusu sınırlama, Anayasa’da yapılacak bir ‘ek madde’ düzenlemesiyle aşılabilir.
8- ‘İptal’ kararının sonucu ne olur?
AYM, incelemesi sırasında, barajı düzenleyen maddeyi, yukarıda ‘6. başlıkta’ anlatıldığı gibi kendi önüne taşır ve Anayasa’ya aykırılığı gerekçesiyle iptal ederse, o andan itibaren barajsız bir seçim sistemine sahip oluruz. Haliyle, seçim öncesi herhangi bir acil değişiklik yapılmasına gerek kalmaz. Çünkü iptal kararı, ilgili hükmün ‘yok edilmesidir.’ Bu nedenle ‘iptal etmek,’ ‘ihlal kararı’ vermekten çok daha somut sonuçlar doğuracak bir yol olur.
Tabii, ortaya çıkan barajsız sistem seçeneği beğenilmezse, hemen yeni bir yasal düzenleme yapılmasının önünde (ek maddeyle bir yıllık uygulama yasağı aşılmak kaydıyla) engel yok. Tabii AYM, olası bir iptal kararında, eğer isterse, ‘kararın bir yıl sonra yürürlüğe gireceğine’ hükmedebilir ki bu seçenek, AKP’yi 2015 seçimi açısından hayli rahatlatır.
9- Siyasi sonuçları ne olur?
Malum olmuyor ki, Allah bilir ne olur! Buna mukabil görünen o ki ister barajsız seçim, ister yeni bir düzenlemeyle  yüzde 5 barajlı seçim olsun, en kazançlı Kürt siyasal hareketi çıkar. Yeni oluşumlar umutlanır.
AKP, olası bir ‘ihlal’ kararı (iptalde böyle bir şansı yok) karşısında, ‘Bildiğimi okur, yüzde 10’la seçime giderim’ derse (ve YSK da aynı yönde karar verirse), ağır eleştiri ve tepkilere katlanır. Çünkü bu konuda tüm partiler, AKP’nin karşısında yer alacaktır.
Ayrıca ‘yargı darbesi’ zırvalarıyla koskoca memleketi, bir ömür uyuşturup hissizleştirmek de mümkün olmayabilir!
Şu da var ki AKP gibi bir partinin Anayasa’ya, hukuka, yargısal aktivizme yapacağı her vurgu, bu saatten sonra partiyi aklı başında insanlar nezdinde daha da gülünç duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz.
Yine de burası Türkiye tabii. Kimin neyi nasıl kullanacağını bilemeyiz.
Geçenlerde Zaytung’da bir son dakika haberi vardı. Memleketi, ‘yarısının her şeyi bildiği, diğer yarısının hiçbir şeyi umursamadığı’ bir yer olarak tanımlıyordu. Hâl böyleyken, siyasi sonuçlar ne olur, nereden bileceksin. Her şey olabilir…
Not: Değerli meslektaşım Kerem Altıparmak’la konuya ilişkin tartışmamızdan çok yararlandım. Teşekkür borçluyum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder