21 Ağustos 2014 Perşembe

KOORDİNELİ BİR EKİP ÇALIŞMASINDAN KARELER!..



Gündemi sarsacak iddia
Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD'in, fidye olarak Süleyman Şah Türbesi’ni istediği, hükümetin de bunu kabul ettiği ileri sürüldü.
Irak Şam İslam Devleti IŞİD'in, Musul Konsolosluğu'nda rehin aldığı 49 personeli serbest bırakma karşılığında, Türkiye'nin yurtdışındaki tek toprağı olan 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi'ni istediği ve hükümetin de kabul ettiği öne sürüldü.
Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberinde yer alan iddiaya göre, Kuzey Irak ve Suriye'de gerçekleştirdiği kanlı eylemlerle tüm dünyanın tepkisini çeken IŞİD, Ankara'yı köşeye sıkıştırdı. Yaklaşık iki buçuk ay önce Türkiye'nin Musul Konsolosluğu'ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD, bunların serbest bırakılması karşılığında 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi'ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istedi. IŞİD militanları ile çatışmak istemeyen Ankara ise çekilme teklifini değerlendirmeye aldı. Ancak çekilme konusunun kamuoyuna nasıl açıklanacağı konusunda formül aranıyor. Başbakan Erdoğan, Mart ayında yaptığı açıklamada, IŞİD'in Süleyman Şah Türbesi'ne saldırması halinde ''gereğinin yapılacağını'' ifade etmişti.
Taraf'ta yer alan habere göre Ankara'daki İŞİD pazarlığının perde arkası şöyle:
IŞİD'in yeni talebiyle 49 elçilik personelinin rehin alınmasıyla ilgili kriz farklı bir boyut kazandı. Daha önce, rehineler karşılığında Türkiye'den para, silah talebinde bulunan IŞİD, bu kez gözünü, Türkiye'nin kendi sınırları dışındaki tek toprağı olan, Suriye'deki Süleyman Şah Türbesi'ne dikti.
Üç hafta süre verildi
Taraf'ın hükümet kaynaklarından edindiği bilgiye göre, Suriye'de hakimiyet sahasını genişleten IŞİD, 49 rehinenin serbest bırakılması karşılığında Suriye'nin Halep kentine bağlı Karakozak Köyü sınırları içinde yer alan Süleyman Şah Türbesi'nin üç hafta içinde boşaltılmasını istedi. IŞİD, boşaltılmaması halinde türbeye saldırıda bulunabileceklerini de belirtti.
Genelkurmay'a talimat
IŞİD ile bir çatışmak istemeyen AKP Hükümeti, Süleyman Şah Türbesi'nin boşaltılmasına yeşil ışık yaktı. Hükümet bu konudaki kararını Genelkurmay Başkanlığı'na iletti. Ancak bu talimat, Genelkurmay'a IŞİD'in talebi olarak aktarılmadı. Hükümet, IŞİD'in Süleyman Şah Türbesi'ne olası saldırı ihtimaline karşılık, türbenin boşaltılması gerektiğini Karargah'a iletti. Genelkurmay da, hükümetten gelen talimat üzerine, çekilme için bir ön hazırlık yaptı. Ancak çekilme işlemi henüz başlamadı. Kamuoyuna da, olası bir çatışmanın önlenmesi için boşaltıldığı yönünde mesaj verilecek.
Osman Gazi'nin dedesi yatıyor
Ceberkalesi, Süleyman Şah Türbesi ve Süleyman Şah Saygı Karakolu'nun bulunduğu arazi, Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçası. Sözkonusu bölge Halep'te yer alıyor. Türbede, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi'nin dedesi ve Ertuğrul Gazi'nin babası olan Süleyman Şah'ın ve iki askerinin mezarları bulunuyor. 20. Zırhlı Tugayı 3. Hudut Alay Komutanlığı Hudut Taburuna bağlı askerler tarafından korunan türbe, Ankara Antlaşması ve Lozan Antlaşması gereğince Caber Kalesi ve türbe müştemilatı ile beraber Türkiye toprağı olarak kabul edildi. Türkiye bugüne kadar toprağını bayrağını çekerek ve muhafız bulundurarak korudu. 13 Mart 2014'te türbenin bulunduğu bölge IŞİD'in kontrolüne geçti. 20 Mart 2014'te IŞİD, YouTube üzerinden yayımladığı bildiride üç gün içinde boşaltılmadığı taktirde türbeyi yerlebir edecekleri tehdidinde bulundu. TSK bölgeye araç ve bordo bereli asker gönderdi.
Erdoğan, ''Gereği yapılacak'' demişti
Recep Tayyip Erdoğan, 25 Mart 2014'te Süleyman Şah Türbesi'ne yönelik tehdit ile ilgili soruya şöyle cevap vermişti: ''Böyle bir yanlışlık olacak olursa gereği neyse yapılacaktır. Bu topraklar bizim toprağımızdır. Bu topraklarda yapılacak bir saldırı aynen Türkiye'ye yapılmış bir saldırıdır.'' Erdoğan'ın halefi olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise konu hakkında şunları söylemişti: ''Herkes bilir. Suriye rejimi de, alandaki bütün gruplar da bilmelidirler ki; Türkiye topraklarına herhangi bir şekilde söz konusu olabilecek bir yanlış yaklaşım veya müdahale, cevabını, mukabelesini görür ve oradaki Mehmetçiklerimizin güvenliği, bizim için 75 milyon vatandaşımızın güvenliğidir. O bakımdan her türlü tedbir alınmıştır. Şu anda durum orada stabildir, yani bir hareketlilik görülmüyor.''
REF: ©DHA_ GAZETEPORT, www.gazeteport.com.tr, Güncelleme: 21.8.2014 10:23

2 Ağustos 2014 Cumartesi

ŞİÖ, BM, NATO, AB, ABD; KÜRESEL ADALET VE EVRENSEL BARIŞ

ŞİÖ içindeki son ABD üssü de kapandı
Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki Manas Uluslararası Havaalanı içinde Aralık 2001'den bu yana faaliyette olan ABD askeri hava üssü düzenlenen bir törenle kapandı. Böylece, Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerde ABD üssü kalmamış oldu.
ABD askerleri Manas Üssü'nü terk ediyor, 8 Temmuz 2014
1996'da Şanghay Beşlisi olarak kurulan, 2001 yılında Şanghay İşbirliği Örgütü adını alan ve Özbekistan'ın da katılımıyla üye sayısı altıya çıkan örgüt, 2005 yılında ABD'ye Orta Asya'daki askeri varlığına son verme çağrısı yaptı. Bunun üzerine, Özbekistan'daki ABD askerleri ülkeyi terk etti.
ŞİÖ üyesi 6 ülke:
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rusya Federasyonu, Çin
Ağustos 2007'de ŞİÖ üyesi 6 ülke, Rusya'daki Ural Dağları'nda ortak eskeri tatbikat yaptı.
2009'da Tacikistan ülkesindeki ABD üssünü kapatma kararı aldı ancak kira anlaşması 11 Temmuz 2014 tarihine kadar uzatılmıştı. ABD'nin Kırgızistan'da 2005 yılında düzenlemiş olduğu Turuncu Devrim işe yaramadı. ABD, ŞİÖ bölgesinden kovuldu.
ŞİÖ Asil Üyeleri: (haritada yeşil)
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Rysya Federasyonu, Çin
ŞİÖ Gözlemci Üyeleri:  (haritada mavi)
Moğolistan, İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan
Diyalog Ülkeleri: (haritada mor)
Beyaz Rusya (Belarus), Sri Lanka (Seylan), Türkiye Gözlemci üyelerin ve diyalog üyelerinin asil üye olabilmeleri için, eğer varsa ülkelerindeki yabancı askeri üsleri kapatmaları ve üye oldukları askeri paktlardan çıkmaları gerekiyor.
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) temel ilkeleri
ŞİÖ toplantı salonu önünde üye ülkelerin bayrakları dalgalanıyor.
Dalgalanan bayraklar, gericilerin yüreklerine korku salıyor.
(Haziran 2012 Pekin) Soldan sağa:
Özbekistan, Tacikistan, Rusya, Kırgızistan, Çin, Kazakistan
ŞİÖ'ye üye olabilmek için tek bir kural var:
Bağımsız bir ülke olmak.
Yukarıda bayrakları yan yana dizili ŞİÖ üyesi 6 ülkeye hiçbir ülke emir ve talimat veremez.
ŞİÖ üyesi bu 6 ülkeden hiçbiri de diğer 5 üyeye emir ve talimat veremez.
ŞİÖ yönetimi de hiçbir üye ülkeye: "Şanghay kriterleri şunlardır, kanunlarını bunlara göre düzenle" diyemez.
"Anadilde eğitim hakkı verin, şunu yapın, bunu yapın" diyemez.
Çünkü tek bir Şanghay Kriteri vardır, o da her ülkenin tam bağımsız olmasıdır.
Her üye ülke, ülkesinde uygulayacağı rejimi kendisi seçer, kanunlarını kendisi yapar. Tam bağımsızdır.
ŞİÖ, tam bağımsız ülkelerin oluşturduğu bir birliktir.
Bu konuyu daha iyi kavramak için, Avrupa Birliği ile ŞİÖ'nün karşılaştırılması gerekir.
Avrupa Birliği'nin üye ülkeleri nasıl bağımlı hale getirdiği, ŞİÖ'nün ise tam tersine tam bağımsız hale getirdiği, bu karşılaştırmadan anlaşılır.
AB üyesi bir ülke bağımsızlığını şu veya bu oranda kaybederken,
ŞİÖ üyesi ülke tam bağımsızlığını daha da pekiştirir.
***
AVRUPA BİRLİĞİ
1. AVRUPA BİRLİĞİ, BİR DEVLETTİR
Avrupa Birliği ( AB ), devletlerin bir araya gelerek meydana getirdikleri herhangi bir birlik değildir. AB, bir devlet projesidir.
"Amerika Birleşik Devletleri" benzeri bir projedir.
Yani "Avrupa Birleşik Devletleri" oluşturulmak amaçlanmaktadır.
2. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BENZERİ
Eskiden Kuzey Amerika'da elliye yakın devlet vardı.: Teksas, Vaşington, Alabama, New Jersey, Oklahoma, Columbia vesaire.
Bunlar tek bir devlette birleşerek egemenliklerini Vaşington D.C.'ye verdiler.
Artık hiçbirinin kendine ait bir ordusu yok.
Hatta şimdi bu devletlere artık "eyalet" deniyor.
Mesela Vaşington D.C. Irak'a saldırı kararı aldı. Bu karar, bütün eyaletleri (eski devletleri) kapsar. Teksas veya Alabama çıkıp da: "Ben bu savaşa katılmak istemiyorum" diyemez.
Veya Misisipi eyaleti, tek başına Meksika ile bir ticaret anlaşması yapamaz.
ABD'yi oluşturan eyaletler (devletler), ABD'den ayrılamazlar.
3. ÜYE DEVLETLER EGEMENLİKLERİNİ BRÜKSEL'E DEVREDER
İşte AB, ABD'ye benzer (tam aynı değil, ayrılık noktaları başka bir yazı konusu olabilir) bir projedir. Avrupa Birliği'ne üye ülkeler, zaman içinde, egemenliklerini kademeli olarak Brüksel'e teslim edeceklerdir. "Bu adamın resmi niye her yerde asılı", "Kemalizm'in modası geçti", "Atatürk olsaydı AB'ye girmek istemezdi" gibi söylemler, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyen Atatürkçü söylemin  yerine "Artık bağımsız devlet modası geçti, şimdi karşılıklı bağımlılık var", "Egemenlik zamanla Brüksel'e devredilir" diyen işbirlikçi söylemin geçirilmesinin ön elenseleridir. Atatürk ilke ve devrimleri tamamen tepelenmeden AB'ye girmek mümkün değildir.
4. ORTAK PARLAMENTO, BAŞKENT, BAYRAK, PARA, MARŞ
AB Devleti'nin bir parlamentosu, bayrağı, parası ve marşı vardır.
Başkent: Brüksel
Para: Avro  (İngiltere henüz katılmadı)
Bayrak: Mavi zemin üzerine İsa'nın 12 havarisini simgeleyen 12 yıldız
Marş: Beytofın'ın 9. Senfonisi
5. ORDU
AB ordusu henüz kurulma aşamasındadır. Bu ordu esas itibariyle kurulduğu zaman, AB devleti de olgunlaşmış olacaktır. Üye devletlerin orduları AB Ordusu komutanlığı'na bağlanacaktır. Türkiye'ye "ordunun sesini kes, ordu sivil yönetime tabi olsun" anlamındaki talimatlar, bu amaca yöneliktir. Türk ordusunun iradesi kırılacak ki, ilerde AB Ordu Komutanlığı'nın emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirsin.
6. SAVAŞ
Brüksel örneğin Suriye'ye savaş açarsa, AB ordusunun bir kolu olan Türk Ordusu (tabii artık ona ne kadar Türk Ordusu demek caiz olur, bilemiyorum) Suriye'ye, AB Genelkurmayı'nın verdiği talimatlar dairesinde saldırmak zorundadır.
7. KANUNLAR
Avrupa Birliği ülkeleri, kanunlarını Kopenhag ve Maastriht Kriterleri denen kurallara uygun hale getirmek zorundadırlar. Üye devletler, kafalarına estiği gibi kanun çıkaramazlar.
8. YÖNETİM ŞEKLİ
Üye devletler, "hür demokratik rejim" denen ve içeriği Brüksel tarafından tarif edilen bir rejimle yönetilmek zorundadır. Brüksel, bu rejimin içeriğini istediği gibi yorumlayabilir, ama üye devletler istedikleri gibi yorumlayamazlar.
Mesela Avusturya'da Haider adlı kişinin başkanı olduğu parti koalisyon hükümeti kurunca, Haider'in ve partisinin faşist olup AB'ye uygun olmadığına karar veren Brüksel, Avusturya'ya baskı yaparak derhal hükümeti düşürür ve yerine Brüksel'in beğendiği bir hükümet kurulur. (Bizim hükümetin Konya Valisi'ni değiştirmesi veya Konya belediye Meclisi'ne fesh etmesi gibi) Türkiye, Türk kanunlarına aykırı hareket ettiği savıyla AKP aleyhine kapatma davası açarsa, AKP hükümetinin AB'ye uygun olduğuna karar veren Brüksel, Türkiye henüz üye olmayıp aday olduğu halde, bu davaya karşı çıkar. Bir de üye olduğumuzu düşünün. Vay halimize. Dava bile açamayız AKP hakkında.
Veya İşçi Partisi hükümeti kuracak olsa Brüksel derhal müdahale ederek hükümeti düşürür. Çünkü AB üyesi bir ülkede, AB'den çıkmak isteyen bir hükümet kurulmasına izin verilemez. Çünkü AB'den çıkmak yasaktır. AB karşıtı parti ve örgütler çete kurmak suçuyla yargılanırlar. Yani, devletler egemenliklerini Brüksel'e devrederler.
Zaten birleşik bir devlet olmanın kuralı da budur. ABD örneğinde olduğu gibi…
9. GÜMRÜKLER VE TİCARET
Aynen ABD örneğinde olduğu gibi, devletler arasında sınırlar kaldırılacak, insan ve mal - para dolaşımı serbest olacaktır.
Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerle, ancak Brüksel'in yaptığı anlaşmalar zemininde ticaret yapabilirler.
Mesela, Türkiye,  KKTC ile serbest ticaret anlaşması imzalayamaz, KKTC mallarını diğer ülkelere pazarlayamaz.
Niçin? Çünkü AB, KKTC'yi tanımamaktadır.
Mesela Azerbaycan ile, AB-Azerbaycan anlaşmaları çerçevesinde ticaret yapabiliriz.
Azerbaycan ile AB haricinde ayrı bir özel ticaret anlaşması, gümrük indirimi anlaşması vs. yapamayız.
Diğer Türk ve Müslüman ülkelerle de aynı şekilde kısıtlamaya tabiyiz.
10. TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ AVRUPA BİRLİĞİ'NE ALMAYACAKLAR
Yukardaki açıklamalara bakıp da içinize karabasanlar çöreklenmesin.
Çünkü, AB, Türkiye Cumhuriyeti'ni AB üyesi yapmayacak
11. AMA BAZI PARÇALAR AB'YE GİREBİLİR.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyelik sürecini, Türkiye'yi bölmek için bir alet olarak kullanmaktadır. "AB'ye üye olacaksınız, dolayısıyla sizi denetlemek hakkımız" bahanesi ile AB kodamanları Ankara'ya uğramadan Diyarbakır'a geçmektedirler.
 "Türkiye Cumhuriyeti'ni AB üyesi yapmayacaklar" demek, "Türkiye'nin hiçbir parçasını AB'ye almayacaklar" demek değildir. Türkiye 6 parçaya bölününce, bunlardan en lezzetli olanları mesela Trakya Cumhuriyeti, Konstantinapolis Ekümenik Patrikliği Devleti, Ege Cumhuriyeti, Pamfilya Cumhuriyeti AB'ye alınabilir.
Güneydoğu Anadolu, Kuzey Irak ile birleşip Büyük Kürdistan oluşturulur. Kars ve Erzurum Ermenistan'a verilir. Ermenistan AB'ye girince Kars ve Erzurum da girmiş olur.
Bundan başka bir şekilde AB'ye girmemiz mümkün değildir.
Çünkü, AB'yi oluşturan çekirdek emperyalist ülkeler, ancak hazmedebilecekleri kadar büyük bir ülkeyi kabul ederler. AB büyükbaşlarının "Hazmetme kapasitemize bağlı" sözlerinin anlamı budur. Geçenlerde İngiltere'de bir bakanın "Türkiye için Yugoslavya formülünü düşünüyoruz" sözleri, Türkiye'yi 6 parçaya bölme planının açık bir itirafıdır.
İkinci olarak, AB güçlü bir Türk Ordusu istemez. Onun için Türk Ordusu yenilecek, yani Türkiye'nin parçalanmasına engel olamayacak, itibarını kaybedecek, ordunun kendisi de parçalanacak ve ancak bu suretle Trakya Ordusu, Ege Ordusu, Pamfilya Ordusu olarak AB Genelkurmayı'nın emri altına girecektir. Ergenekon, Balyoz tertipleri bunun için yapılmaktadır. Bu anlattıklarıma bakıp da içinize karabasanlar çöreklenmesin.
Çünkü başaramayacaklar. Kemalist Türkiye Cumhuriyeti ilelebed tek parça olarak ve KKTC ile de bütünleşerek varlığını sürdürecektir.
Milli Hükümet, AB aday üyelik başvurumuzu geri çekecek; Türkiye Gümrük Birliği'nden çıkacak; AB Aday Üyelik Protokolü, Katılım Ortaklığı Belgesi, Müzakere Çerçeve Belgesi gibi Yeni Sevr anlaşmaları fesh edilecektir. (Milli Hükümet Programı Madde 3)
ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (ŞİÖ)
1. ŞİÖ bir devlet değildir.
2. Üye ülkeler egemenliklerini Şanghay'a devretmezler
3. Ortak Parlamento, başkent, bayrak, para, marş da haliyle yoktur
4. ŞİÖ nün temel ilkeleri şunlardır:
4A -Bağımsızlık :
Üye her ülke bağımsızdır, egemenliklerinin bir kısmını veya tamamını bu örgüte devretme gibi bir zorunlulukları yoktur.
4B -Birbirinin iç işlerine karışmama:
Üye ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmazlar. 
Her ülke kendi yönetim şeklini, kanun ve nizamnamelerini tamamen kendi isteğine göre kabul eder. Bu örgüte üye ülkelerden biri sosyalist iken diğeri çok partili parlamenter sistemi, diğeri tek adam diktatörlüğünü, bir diğeri ise şeriatla yönetilmeyi seçebilir.
(Örgüte gözlemci olarak katılması kabul edilen ve geçenlerde tam üyelik başvurusu yapan İran'a hiçbir ŞİÖ üyesi ülke şeriatçı rejiminden dolayı karşı çıkmamaktadır. Ülkesinde şeriatçı ayaklanmayı kanla bastıran Özbekistan bile İran'ın üyelik başvurusunu desteklemiştir. Şeriatçı ayaklanma sırasında İran şeriatçıları değil, laik Özbek yönetimini desteklemiş ve bu tutumu ile üye ülkelerin iç işlerine karışmayacağını gösterdiğinden dolayı ŞİÖ ye gözlemci üye olarak kabul edilmiştir.)
Hiçbir üye ülkenin diğer üye ülkenin rejimini beğenmeme ve değiştirmeye kalkışma veya onun rejimi hakkında üst perdeden tavsiyelerde bulunma hakkı yoktur.
Hiçbir üye ülke diğer üye ülkeye "Askerlerini Kıbrıs'tan çek, 301. maddeyi kaldır, Ermeni soykırımını kabul et, şu kanununu şu şekilde düzelt" gibi baskılarda bulunamaz.
4C -Karşılıklı yarar :
Her ülke kendisi için yararlı olacak dış ticaret rejimini uygular.
Hiçbir üye ülke diğer üye ülkeye "Gümrüklerini indir, benden şu malı almak zorundasın, döviz rezervi olarak şu para birimini kullan" ve benzeri baskılarda bulunamaz.
4D -Teröre karşı işbirliği:
Her üye ülke, terör tehlikesine karşı diğer üye ülkelerden yardım isteyebilir (veya istemeyebilir). Herhangi bir devlette çıkan bir isyan dolayısıyla, o devlet yardım talep ettiğinde bu talebi karşılamak üzere deney sahibi olmak için ortak askeri tatbikat yapılmaktadır. Ancak üye ülke istemezse, müdahale edilmez.
Örneğin, Özbekistan şeriatçı ayaklanmayı kendi kuvvetleri ile bastırmış ve örgütten yardım istememiştir. Kırgızistan, isyanı bastıramadığı halde örgütten yardım talep etmemiş, isyancılar Kırgız hükümetini devirmiştir. Yeni Kırgız hükümeti istese idi ŞİÖ den çıkabilirdi, fakat çıkmadı.
5. Üye ülkeler istediklerinde ŞİÖ'den ayrılabilirler
İsteyen ülke örgütten hemen çıkabilir. Fakat AB'den çıkmak mümkün değildir. Örneğin bugün nasıl Teksas ABD'den ayrılma hakkına sahip değilse, ilerde AB üyesi ülkeler de aynı duruma düşecektir.
6. Gümrükler ve ticaret
Ayrıca, ŞİÖ üyesi her ülke, başka ülkelerle değişik türde birlikler (ticari birlik, askeri birlik, gümrük birliği vs. gibi) kurma hakkına sahiptir.
AB'de ve ABD'de ise böyle bir hak yoktur. Çünkü AB ve ABD birer devlettir, ŞİÖ ise bir devlet değildir. Örneğin geçen sene Kazakistan Meclisinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Birliği kurulması teklifi öne sürülmüştür. Bu gerçekleşirse, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan aralarında birlik kuracaklardır.
Türkmenistan da "hiçbir birliğe katılmama" kararından dönerse bu birliğe katılabilir. Bu birlik, bu ülkelerin ŞİÖ üyeliği ile ters düşmez.
Aynı şekilde Rusya da Kazakistan ve Beyaz Rusya ile başka bir birlik kurmuş, bundan başka Rusya eski Sovyet Cumhuriyetleri ile Bağımsız Devletler Topluluğu isimli bir örgüt kurmuş, Çin ise ASEAN vs gibi örgütlere üyedir.
Dolayısıyla, "Türk Cumhuriyetleri Birliği" de ŞİÖ üyeliği ile çelişmez.
7. Türk Birliği için ŞİÖ'nün önemi
Türk dünyası Şanghay İşbirliği Örgütü içinde büyük ölçüde birleşmiştir.
Bu örgüte üye ülkeler Rusya, Çin, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan'dır.
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan Türk ülkeleridir.
Çin'de Uygur Türkleri var.
Rusya'da Tatarlar, Yakutlar, Altay Türkleri vs... var.
İran gözlemci olarak son toplantıya katılmış olup, geçenlerde tam üyelik başvurusu yapmıştır. İran'ın nüfusunun yarısı Türk’tür.
Afganistan'ın kuzeyinde Özbekler var.
Dışarıda Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan kalmıştır.
Türkiye'nin örgüte üye olması, Azerbaycan ve Türkmenistan'ı peşinden sürükler.
Böylece dünya Türk nüfusunun %99 undan fazlası aynı örgütte bir araya gelmiş olur.
Türk ülkeleri arasında ekonomik ilişkiler gelişir. Böylece sosyal ilişkilerin gelişmesine kapı açılmış olur.
Bu, olabilir, gerçekleşebilir bir yoldur. Nesnel olarak önümüzde durmaktadır.
Programdaki diğer bir madde de, Türkiye-Azerbaycan-İran-Suriye arasında kurulacak bir bölgesel ittifaktır. Bu sayede Suriye'de yaşayan Türkler de birlik içine alınmış olacaktır. Irak'taki Türklerle birleşme sorunu, Amerika'nın Irak'tan çekilmesi ile gerçekleşebilecektir.
Programın diğer bir maddesi, Türkiye ile KKTC'nin adım adım bütünleşmeye gitmesidir.
Günümüz şartlarında başka bir yolun olabilirliği görülmemektedir. Kıbrıs Türkleri ile Rumların bir arada yaşamaları için şartlar uygun değildir. 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Türk Milletinin sorunu: Öncelikle ve evvelâ KKTC, Musul-Kerkük ve Doğu Türkistan'dır...



Türk Milleti'nin sorunu: Başta Musul, Kerkük, Batı Trakya, Orta Asya, KKTC ve özellikle; Yıllardır Çin mezalimi, esaret, vahşet ve soykırıma maruz "dinmeyen kan, durmayan vahşet altında inleyen Doğu Türkistan'dır"

18 Mayıs 2014 Pazar

DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLAR MARAŞ İÇİN ATAKTA!... DOMUZLAR KKTC VE KIBRIS TÜRK'LERİNİ İMHA ETMEK İSTİYOR. ABD'Lİ JOE BİDEN KKTC'NE SOKULMAMALI...

Eroğlu: Biden Rumlar Lehine Çalışacak
Maraş 1974 Barış Harekâtında Türk Silâhlı Kuvvetleri tarafından fethedimiş; Ezelden beri Türk olan kurtarılmış bir TÜRK TOPRAĞI'dır. Kim ki, Türk toğrağını, yani bir vatan parçasını düşmana vermek isterse; O bir sergerde, dönme, devşirme veya Yunan tohumu PALİKARYA'dır biline...
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in haftaya çarşamba günü başlayacak tarihi Kıbrıs ziyareti öncesinde adada yoğun bir Maraş pazarlığı yaşanıyor.
Biden’in ziyaretiyle ilgili ABD Büyükelçisi John Koenig’in yürüttüğü hazırlıklarda, 1974 yılından bu yana kapalı Maraş kentinin BM teknik ekibinin incelemesine açılması ve Rumlarla Türklerin doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarını değerlendirecek ortak şirket kurması görüşülüyor. Kıbrıs’taki diplomatik kaynaklardan alınan bilgilere göre, 1962’de dönemin ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson’dan 52 yıl sonra aynı seviyede gerçekleşecek ilk ziyarete, büyük önem veriliyor. ABD’nin Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Koenig, Türk ve Rum tarafları arasında mekik dokuyarak, Biden’in ziyaretinde ilan edilecek konularda hazırlık yapıyor.
ABD’nin Güney Kıbrıs’taki Büyükelçisi Koenig, Türk ve Rum tarafları arasında mekik dokuyarak, Biden’in ziyaretinde ilan edilecek konularda hazırlık yapıyor.
BM MÜHENDİSLERİ İNCELEYECEK
Biden, ziyareti sırasında Kıbrıs sorunuyla ilgili önemli kararlar ilan etmek istiyor. Görüşülen konular şöyle:
1974’ten bu yana kapalı tutulan Maraş kenti, Türk yetkililerin eşliğinde BM teknik ekibinin incelemesine açılacak. Lüks otellerin bulunduğu Maraş kenti, barış harekâtında Türk denetimine geçmiş ve kapalı bölge ilan edilmişti.
Türk ve Rumlar, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarının değerlendirilmesi için ortak şirket kurulması konusunda çalışmalar başlatacak.
Olası bir çözümde Ercan havalimanı da dahil KKTC limanlarının uluslararası trafiğe hazırlanması için teknik çalışmalar başlayacak.
İki taraf arasındaki 3 mayın tarlası temizlenecek. Rum tarafı Maraş konusunda ısrar ederken, Türk tarafı ABD aracılığıyla taleplerini Rumlara iletti.
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu: “Emin olun Türklerin lehine değil, Rumların lehine ifadelerde bulunacak”
Eroğlu: Rumlar lehine çalışacak
KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, önceki gün bir kabulünde Biden’in ziyaretiyle ilgili ilginç bir yorum yaparak, “Emin olun Türklerin lehine değil, Rumların lehine ifadelerde bulunacaktır” dedi. Eroğlu, kapalı Maraş kentini Rumların güven artırıcı olarak iadesini talep ettiğini, ancak Türk tarafının kenti toprak konusunu ilgilendirdiği için bütünlüklü bir çözümün parçası olarak gördüklerini belirtti.

15 Mayıs 2014 Perşembe

Bu kaçıncı "KALLEŞLİK VE KAHPELİK"; AİHM'nden şok Türkiye kararı!..

AİHM'den şok Türkiye kararı!
Türkiye, Kıbrıs için 90 milyon Euro tazminat ödeyecek
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), KuzeyKıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki müzakereleri kökünden değiştirecek bir karar aldı. Kıbrıs Barış Harekatı ve sonrasında adanın bölünmüş kalması sebebiyle Türkiye'ye tazminat cezası verilmesi konusundaki kararını açıkladı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs Barış Harekatı sebebiyle Türkiye'nin 90 milyon Euro tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Bunun 30 milyon Euro'luk kısmı Kıbrıslı Rum ailelere verilecek. Karar sonrası Türkiye tarihinde ilk kez tanımadığı bir devlete tazminat ödemek zorunda kalacak.
TÜRKİYE'DEN SERT YANIT!
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, kararla ilgili, "Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır" açıklamasını yaptı.
Mahkemenin karar kısmında şöyle denildi:
1. 16'ya karşı bir oyla, 10 Mayıs 2001'de verilen karardan bu yana davacı hükümetin Konvansiyon'un 41'inci maddesi uyarınca formüle edilen taleplerin yerine getirilmediğine,
2. 16'ya karşı bir oyla Konvansiyon'un 41!inci maddesinin kayıplar için de uygulanmasına,
3. 15'e karşı iki oyla 41'inci maddenin Karpaz Yarımadası'nda mahsur kalan Kıbrıslı Rumlar için de uygulanmasına,
4. 15'e karşı iki oyla,
a. davalı devletin, kayıp kişilerin ailelerinin manevi zararının karşılanması için şikayette bulunan hükümete üç ay içinde 30 milyon euro ödemesine,
b. son ödeme tarihinden itibaren bu miktara Avrupa merkez bankası'nın borç verme faizinin uygulanmasına,
c. bu miktarın kurbanların ailelerine davacı hükümet tarafından 18 ay içinde Bakanlar Kurulu gözetiminde dağıtılmasına,
5. 15'e karşı iki oyla,
a. davalı devletin, Karpaz Yarımadası'nda mahsur kalan Kıbrıslı Rumların uğradığı manevi zararın karşılanması için davacı devlete üç ay içinde 60 milyon euro tazminat ödemesine
b. son ödeme tarihinden itibaren bu miktara Avrupa Merkez Bankası borç verme faizinin uygulanmasına,
c.  bu miktarın kurbanların ailelerine davacı hükümet tarafından 18 ay içinde Bakanlar Kurulu gözetiminde dağıtılmasına karar verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), konuyla ilgili 2001 yılında verdiği kararda da Türkiye'yi suçlu bulmuş fakat tazminat cezasıyla ilgili hüküm bildirmeye hazır olmadığını duyurmuştu.
DAVUTOĞLU: "BİZİ BAĞLAMAZ"
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, kararın açıklanmasından önce yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukuk bağlamında ne bağlayıcıdır ne de bizim açımızdan kıymet ifade eder” demişti.
Davutoğlu konu ile ilgili bir soru üzerine, “Bu dava, 10 yıl sonra tekrar gündeme getirildi. Kesinlikle uluslararası hukuk bağlamında ne bağlayıcıdır ne de bizim açımızdan kıymet ifade eder. Hukuk açısından sakıncalarının olmasının yanında zamanlaması yanlıştır. Çıkması durumunda tabii bu karar. Tam Kıbrıs’ta kapsamlı barış kapsamında müzakereler ivme kazanmışken Türkiye’nin öncülüğünde bir süreç başlamışken, kapsamlı müzakerelerin psikolojik açısından doğru olmamıştır. Bu karar alınacak olursa, bu Kıbrıs Barış Müzakereleri konusunda da şu ana kadar oluşan psikolojik atmosfere uyumlu değil” cevabını vermişti.
RUM YÖNETİMİ 1994 YILINDA BAŞVURU YAPMIŞTI
Rum Yönetimi, Türkiye'nin 1974'te Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği askeri harekat sonrası kaybolanKıbrıslı Rumlar, yerlerinden edilmiş kişilerin ikametgah, mülkiyet ve seçim yapabilme hakları, KuzeyKıbrıs'taki Rumların yaşam koşulları ve Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Çingenelerin durumlarını gerekçe göstererek 22 Kasım 1994 tarihinde Strasbourg Mahkemesi'ne başvurmuştu.
Başvuruda, 1974 harekatıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin birçok maddesinin sürekli olarak ihlal edildiği savunulmuştu. Rum Yönetimi tarafından AİHM'ye sunulan belgelerde 1974 sonrası 1491 Rumun hala kayıp olduğu, 211 bin Rumun da yerlerinde edildiği belirtmişti.
Sunulan belgeler sonrası mahkeme 2001 yılında bu durumu karara bağlamıştı. Açıklanan kararda 11 maddenin ihlal edildiği kabul edilmişti. Rumlar 2011 yılında da 3 ayrı dava açmıştı. Fakat bu kararlar tazminatla sonuçlandırılmamıştı.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI'NDAN  AÇIKLAMA
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Türkiye'ye Kıbrıs için verdiği tazminat kararıyla ilgili, "Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır" açıklamasını yaptı.
Bilgiç, IV. Rum kararına ilişkin tazminat başvurusu hakkında AİHM'nin kararına dair bir soruya yanıtında, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 1994 yılında açtığı dördüncü başvurunun 10 Mayıs 2001'de sonuçlanmasından bir gün sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ifade edilen görüşlerin geçerliliğini korumakta olduğuna" işaret edildi.
"Mahkemenin bu defa, esasa ilişkin karardan 9 yıl geçmesinin ardından, GKRY'nin tazminat konusunda yapmış olduğu müracaatı karara bağladığını" belirten Bilgiç, "Rum tarafının Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin devam etmekte olduğu 2010 yılında yaptığı iyi niyetten uzak müracaatın, müzakerelerin sonuç vermesi için çabaların yoğunlaştırıldığı bir aşamada karara bağlanmış olduğu da dikkat çekmektedir. Bu kararın da Kıbrıs'ın gerçeklerine aykırı ve haksız olduğu, içeriği itibarıyla yanlışlık ve tutarsızlıklar ihtiva ettiği, hukuki zeminden yoksun bulunduğu ve Kıbrıs sorununun devam ettiği koşullarda uygulanma kabiliyeti olmadığı görülmektedir" değerlendirmesini yaptı.
Bilgiç, yanıtında şunları kaydetti:
"Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır. Kararın BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesindeki çabaları zorlaştırmamasını umuyor ve tüm tarafları kapsamlı çözüm müzakerelerinin biran önce başarıya ulaşmasına destek vermeye davet ediyoruz."
YUNANİSTAN TEMYİZ MAHKEMESİ KARARI
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yunanistan Temyiz Mahkemesinin Kararı: Türk Ordusunun Kıbrıs'a Müdahalesi Yasaldır.
Yunanistan'ın Temyiz Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihinde 2658/79 sayıyla bir karar veriyor.
Karar; Türk Ordusunun Kıbrıs'a müdahalesi yasaldır. Suç, Yunan subaylarına aittir, şeklinde özetleniyor.
Bu karar. o dönemin Başbakanı Konstantin Karamanlis tarafından, "Yunanistan aleyhine kullanılabilir" gerekçesiyle kamuoyuna duyurulması yasaklanıyor. Arkasından, dava dosyaları "Çok gizli" kaydıyla kasaya konulup. saklanıyor.
Siyaset Bilimci, Hukukçu, Araştırmacı , Yazar Mustafa Nevruz Sınacı'nın internet dünyasından ve çok değerli Zeki Kentel Beyefendi tarafından bana ulaştırdığı "Kıbr&# 305;s'ta esas suçlu-Şahinlerin Gafleti-Zeki Kentel, 01 Eylül 2006" dipnotlu bilgi ve belge cümlelerinin yer aldığı sayfalardan anlaşılıyor ki:
OLAYLAR ŞÖYLE GELİŞİYOR
-"Türk Ordusunun Kıbrıs'a müdahalesi yasaldır" kararının alınmasıyla ilgili gelişmeler Şöyle karşımıza çıkıyor:
1976 yılında bir Yunanlı, mahkemeye başvurarak, 22 Temmuz 1974 tarihinde Lefkoşa üzerinde uçarken, bir uçak Güney Kıbrıslıların açtıkları ateş sonucu düşüp parçalanıyor. Yunan Delta nakliye uçağının içinde bulunan ve ölen oğlu için tazminat talebinde bulunuyor davacı Yunan vatandaşı.
Atina Mahkemesi 1978 yılında bir karar veriyor. Şöyle:
- " Davacı davasında haklıdır. Hazineden tazminat alması gerekmektedir." Ekonomi Bakanlığı tazminatı ödememek için, karara karşı çıkıyor ve temyize başvurarak, kararın bozulmasını istiyor.
KARAR BOZULMUYOR, AKSİNE GÜÇLENDİRİLİYOR
Yunan Temyiz Mahkemesi kararı bozmadığı gibi, güçlendirici bir karar veriyor. 21.03.1979 tarih ve 2658/79 sayılı kararın tam tercümesi şöyle efendim:
-"Davacı tarafından öne sürülen iddiaların gerçek olduğu, mahkememizce yapılan araştırma sonucu kanıtlandı. Zürich Antlaşmasını imzalayan taraflar, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere "Garantör" devletler olarak, Kıbrıs'ın herhangi bir devlet ile birleşmesini ya da bölünmesini önlemek için, "Kıbrıs Cumhuriyeti" nin güvenliğini garanti altına alıp koruyacaklarına dair taahhütte bulunmuşlardır.
1974 Temmuz ayının ilk haftası içinde Kıbrıs Devlet Başkanı Makarios, Ada'da görev yapan bazı subayların, darbe girişimi hazırladığı içinde bulundukları ve kendisini öldürmeyi planladıklarını öğrenmiş ve durumu Atina'ya duyurarak, Yunanistan Devlet Başkanı General Gizikis'ten önlem alınmasını istemiştir.
Ancak Atina'daki yönetim, bu talebe resmi bir cevap vereceği ya da önlem alacağı yerde, 15 Temmuz 1974'de General Yoannidis, Makarios'a karşı, Kıbrıs'taki Yunan Birliğinin Komutanı General Yorgitsis ve General Yanakodimos ile birlikte 102 Yunan subayının da yer aldıkları darbeyi gerçekleştirdi ve Makarios'u öldürmeye teşebbüs etti.
Lefkoşa'daki Başkanlık Sarayı ağır silahlarla ateşe tutulmuş, Başkan Makarios bu saldırıdan bir mucize olarak kurtulmuştur. Kıbrıs Anayasası asi Yunan subayları tarafından çiğnendikten sonra, Nikos Samson başa getirildi. Türkiye İse 20 Temmuz 1974'de, yaratılan durum nedeniyle hukuki hakkını kullanarak Kıbrıs'a müdahalede bulunmuştur”
BU KARARLA
Bu kararla, Türkiye'nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Garanti Anlaşmasının 4 ncü maddesi uyarınca, Türkiye'nin hukuki haklarını kullandığı ortaya çıkıyor. Yunanistan tarafından gönderilen bin Generalin yönettiği ve üst düzey subayların neredeyse tamamı Yunanlı olan RMMO'ya esir düşenler, hayatını kaybedenler, aileleri, yaşamları ve düzenleri bozulanlar, işlerini kaybedenler, yerini-yurdunu terk edip göç etmek zorunda kalanlar ve mağduriyete uğrayan herkes, Yunanistan'a karşı tazminat davası açabilecektir. Bu yolun açıldığı, açık olduğu görülmektedir.
TÜRKİYE ISGAL ETMEDİ
Türkiye, Zürich ve Londra Anlaşmalarıyla kurulan "Kıbrıs Cumhuriyeti" ni ne parçalamış ne de işgal etmiştir. Zaten bu müdahale, işgal olarak kabul edilmiş olsaydı, uluslararası tepki herhalde çok daha farklı boyutlarda gelişirdi.
1974 yılından bugüne kadar geçen zaman içinde, Birleşmiş Milletler'in ortaya koyduğu çözüm formüllerini, Kıbrıs Türk tarafı hiçbir zaman reddetmedi. Hep tartışmaya açık tutmuş olmasına rağmen, karşı taraf her defasında anlaşma masasından kaçmış, dünya kamuoyunun karşısına değişik ve anlaşılması zor koşullarla çıkmıştır.
Ne var ki, AB başta olmak üzere, Batı dünyasındakilerin büyük bir bölümü, bu gerçeğin ya farkında değildir, ya da politikaları gereği böyle davranmaktadırlar.
ÇOK ÖNEMLİ NOT:
Türkiye, "acilen ve derhal" bu ve benzer karinelerle LAHET YÜKSEK ADALET DİVANI'na başvurmak ve DAVA AÇMAK suretiyle; Güney Kıbrıs'ın, "Kabul Görmüş ve Tescil Edilmiş Evrensel Hukuka Aykırı Olarak" AB'ye kabul ve katılımının "keellemyekün" (bütün sonuçları ile) FESİH VE İPTALİ için dava açmalıdır.
AÇMAK ZORUNDADIR DA.....
Prof. Dr. ISA KAYACAN
dipnot!..
1.2002-2014 yılları arasında, Yunanistan tarafından işgal edilen "Türk Milleti'ne ait Ege Adaları" Yunanlıların defedilmesini teminle en kısa sürede geri alınmaz;
2. Louzidiu davası dolayısıyla verilen haksız/hukuksuz tazminatın iadesi istenmez;
3. Ve, Kıbrıs'ta başlatılan sözde toplumlar arası görüşmelere derhal son verilerek İLHAK kararı alınmaz ise...
BU HÜKÜMET "VATANA İHANET" ve "MİLLİ SERVETLERİ DIŞ DÜŞMANA PEŞKEŞ" SUÇU İŞLİYOR DEMEKTİR

26 Nisan 2014 Cumartesi

HAŞİM KILIÇ: Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı ve 52. yıl hitabı!...

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç konuştu!...
VESAYET'İ ŞİDDETLE REDDETTİ!...
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında (25 Nisan 2014, Cuma günü)  yaptığı açıklamasında "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından son dakika flaş açıklamalar gelmeye başladı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç "Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor" dedi.
Yargı ağır suçlamayla karşı karşıya
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son dönemde yargı, paralel devlet diye nitelendirilen çok vahim, çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde kaldığı sürece yargı ayakta kalamaz" ifadelerini kullandı.
Vesayet şiddetle reddedilmeli
Haşim Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" şeklinde konuştu.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi sebebiyle Başkan Haşim Kılıç tarafından önemli açıklamalarda bulundu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında bugün yaptığı açıklamasında  "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son zamandaki çok ağır suçlamalar üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması " diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi dolayısıyla tertip eden merasimde yaptığı konuşmada, "Yargı üzerinde oluşan veyahut oluşacak politik, ideolojik, dini, ırkı ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı üyeleri olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir." ifadelerini kullandı.
"TAZİYE MESAJI" GÖNDERİLENLERİN 
BAYRAK TÖRENLERİ VE KUTLAMA REZİLLİKLERİNE BAKIN!...
AYM Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü tesirli bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her vakit ele geçirilmesi şart olan bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın gayretine düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yarının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir ehemmiyete sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Vurgulayarak dile getiriyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir." ifadelerini kullandı.
"Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" diyen Haşim Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:
"Son zamanda yargı, bu konuyla alakalı 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir.
Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına şahit olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız."

24 Nisan 2014 Perşembe

Türk Parlamenterler Birliği onursal başkanı Hasan Korkmazcan’dan “ABD senatosuna muhtıra gibi uyarı.”

Türk Parlamenterler Birliği (TPB) onursal başkanı Hasan Korkmazcan’dan
“ABD senatosuna muhtıra gibi uyarı.”
İşte Ermenistan ve Erivan metrosu!...
TPB Onursal Başkanı ve TBMM E.Başkanvekili Hasan Korkmazcan “ABD senatosunda gündeme getirilen 24 Nisan Ermeni yalanı olan soykırım iddiaları “ üzerine çok sert bir yazılı açıklama yayınladı.
Korkmazcan, tarihe atıf yaparak ABD senatosunun her yıl Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti ‘nin onurunu dikkate almaksızın yaptığı hataları tekrar etmesini 2005 yılında bizzat ABD Başkanı BUSH tarafından cevaplandırılan mektubuyla destekleyerek “ABD devletinin resmi görüşünün, ABD’li Senatörlerle örtüşmediğini açıkladı.”
Hasan Korkmazcan’ın yazılı açıklaması şöyle;
“AKP iktidarının milli davalarımıza kayıtsızlığı, milletimize ve devletimize düşman odakların cüretini pervasızlık derecesine getirmiştir. İktidar, Türkiye aleyhindeki birçok projeye göz yumarak ya da destek vererek karşı tarafların işbirlikçisi konumuna düşmüştür.
Doğu Akdeniz’de İsrail, Rum, Yunan üçlüsü ABD ve AB desteğiyle Türkiye’yi dışlayan bir statüko inşa etmekte, PKK fiili bir koalisyon ortağı olarak iktidarla kan üzerinden pazarlık yapmaktadır.
Bütün bu gelişmelerde İktidarın işbirliğinden cesaret alanlar şunu unutmamalıdır: Türk milleti hukuk ve insanlık dışı hiçbir oldubittiyi kabul etmez. İşbirlikçi iktidarlardan alınan haksız tavizler yok hükmündedir. Gasp ve Şantaj yoluyla kurulan statükolar sonuç olarak yıkılacaktır.
Türk Milleti, bugünkü iktidar yöneticilerinin kişisel çaresizlikten ya da Türk düşmanlarıyla “TEVHİD ETTİKLERİ” kişisel çıkarlarından yararlanmaya kalkışanları not etmektedir.
Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı olarak dünyanın birçok ülkesindeki Türkiye aleyhine yapılan çalışmalara karşı ilgili devlet, hükümet ve parlamento yetkililerini uyarmak üzere defalarca konuları izah eden mektuplarla görüşlerimizi bildirmiştik.
Bunlardan bir tanesi 18 Nisan 2005 tarihinde zamanın ABD Başkanı George W.Bush’a göndermiş olduğum uyarı mektubudur. O günkü ABD Başkanı Bush’a yazmış olduğum mektuba ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak verilen cevap şöyledir.
Elimde bulunan tarihi belgeyi kamuoyunun bilgisine özetle sunuyorum:
“Sayın Başkan Korkmazcan,
Başkan George W.Bush’a yazmış olduğunuz, 20 Yüzyılın başlarında gerçekleşen tarihi olayların yeniden incelenmesi ile ilgili Türkiye’nin son adımlarını içeren mektubunuz için teşekkür ederiz.
TBMM’nin dünya arşivleri üzerinde yeniden çalışılması konusundaki atılımını destekliyoruz. Ortak tarihleriyle ilgili olarak Ermeni ve Türk hükümetleri ile sivil toplum aktörlerinin akademik, sivil toplum ve diplomatik düzeyde tartışmalarını destekliyoruz.
Bu önemli atılımı benim dikkatime sunmanızdan dolayı teşekkür ederim. ABD-Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek ve ortak amaçları doğrultusunda birlikte hareket etme düşüncesindedir.” ABD Başkanı George W.Bush. Adına cevap verilmiştir.
ABD’Lİ SENATÖRLER BU DURUMA AÇIKLAMA GETİRMELİDİR.
ABD’li senatörler sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak 2014 yılında değişen şeyin ne olduğunu açıklamak zorundadır. ABD’li senatörlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletine düşmanlığı nedir?
ABD’nin resmi politikasını ortaya koyan bu belgenin yazıldığı tarihten sonra tek bir yeni gelişme olmuştur. O da AİHM’in  Perinçek-İsviçre davasında verdiği karardır. AİHM kararı soykırım yalanını çürüten, uluslar arası bağlayıcılık taşıyan bir mahkeme hükmüdür.
ABD’li Senatörlerin şimdiki yetkili çevrelerin suskunluğunu değil, Perinçek’in meydan okuması sonucu AİHM kararıyla oluşan hukuki durumu dikkate almaları zorunludur.
Siyasi irade her şeyi bir kenara bırakarak Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onuruna kast eden bu oyunu derhal bozmalıdır.”dedi.