15 Mayıs 2014 Perşembe

Bu kaçıncı "KALLEŞLİK VE KAHPELİK"; AİHM'nden şok Türkiye kararı!..

AİHM'den şok Türkiye kararı!
Türkiye, Kıbrıs için 90 milyon Euro tazminat ödeyecek
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), KuzeyKıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki müzakereleri kökünden değiştirecek bir karar aldı. Kıbrıs Barış Harekatı ve sonrasında adanın bölünmüş kalması sebebiyle Türkiye'ye tazminat cezası verilmesi konusundaki kararını açıkladı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs Barış Harekatı sebebiyle Türkiye'nin 90 milyon Euro tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Bunun 30 milyon Euro'luk kısmı Kıbrıslı Rum ailelere verilecek. Karar sonrası Türkiye tarihinde ilk kez tanımadığı bir devlete tazminat ödemek zorunda kalacak.
TÜRKİYE'DEN SERT YANIT!
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, kararla ilgili, "Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır" açıklamasını yaptı.
Mahkemenin karar kısmında şöyle denildi:
1. 16'ya karşı bir oyla, 10 Mayıs 2001'de verilen karardan bu yana davacı hükümetin Konvansiyon'un 41'inci maddesi uyarınca formüle edilen taleplerin yerine getirilmediğine,
2. 16'ya karşı bir oyla Konvansiyon'un 41!inci maddesinin kayıplar için de uygulanmasına,
3. 15'e karşı iki oyla 41'inci maddenin Karpaz Yarımadası'nda mahsur kalan Kıbrıslı Rumlar için de uygulanmasına,
4. 15'e karşı iki oyla,
a. davalı devletin, kayıp kişilerin ailelerinin manevi zararının karşılanması için şikayette bulunan hükümete üç ay içinde 30 milyon euro ödemesine,
b. son ödeme tarihinden itibaren bu miktara Avrupa merkez bankası'nın borç verme faizinin uygulanmasına,
c. bu miktarın kurbanların ailelerine davacı hükümet tarafından 18 ay içinde Bakanlar Kurulu gözetiminde dağıtılmasına,
5. 15'e karşı iki oyla,
a. davalı devletin, Karpaz Yarımadası'nda mahsur kalan Kıbrıslı Rumların uğradığı manevi zararın karşılanması için davacı devlete üç ay içinde 60 milyon euro tazminat ödemesine
b. son ödeme tarihinden itibaren bu miktara Avrupa Merkez Bankası borç verme faizinin uygulanmasına,
c.  bu miktarın kurbanların ailelerine davacı hükümet tarafından 18 ay içinde Bakanlar Kurulu gözetiminde dağıtılmasına karar verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), konuyla ilgili 2001 yılında verdiği kararda da Türkiye'yi suçlu bulmuş fakat tazminat cezasıyla ilgili hüküm bildirmeye hazır olmadığını duyurmuştu.
DAVUTOĞLU: "BİZİ BAĞLAMAZ"
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, kararın açıklanmasından önce yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukuk bağlamında ne bağlayıcıdır ne de bizim açımızdan kıymet ifade eder” demişti.
Davutoğlu konu ile ilgili bir soru üzerine, “Bu dava, 10 yıl sonra tekrar gündeme getirildi. Kesinlikle uluslararası hukuk bağlamında ne bağlayıcıdır ne de bizim açımızdan kıymet ifade eder. Hukuk açısından sakıncalarının olmasının yanında zamanlaması yanlıştır. Çıkması durumunda tabii bu karar. Tam Kıbrıs’ta kapsamlı barış kapsamında müzakereler ivme kazanmışken Türkiye’nin öncülüğünde bir süreç başlamışken, kapsamlı müzakerelerin psikolojik açısından doğru olmamıştır. Bu karar alınacak olursa, bu Kıbrıs Barış Müzakereleri konusunda da şu ana kadar oluşan psikolojik atmosfere uyumlu değil” cevabını vermişti.
RUM YÖNETİMİ 1994 YILINDA BAŞVURU YAPMIŞTI
Rum Yönetimi, Türkiye'nin 1974'te Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği askeri harekat sonrası kaybolanKıbrıslı Rumlar, yerlerinden edilmiş kişilerin ikametgah, mülkiyet ve seçim yapabilme hakları, KuzeyKıbrıs'taki Rumların yaşam koşulları ve Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Çingenelerin durumlarını gerekçe göstererek 22 Kasım 1994 tarihinde Strasbourg Mahkemesi'ne başvurmuştu.
Başvuruda, 1974 harekatıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin birçok maddesinin sürekli olarak ihlal edildiği savunulmuştu. Rum Yönetimi tarafından AİHM'ye sunulan belgelerde 1974 sonrası 1491 Rumun hala kayıp olduğu, 211 bin Rumun da yerlerinde edildiği belirtmişti.
Sunulan belgeler sonrası mahkeme 2001 yılında bu durumu karara bağlamıştı. Açıklanan kararda 11 maddenin ihlal edildiği kabul edilmişti. Rumlar 2011 yılında da 3 ayrı dava açmıştı. Fakat bu kararlar tazminatla sonuçlandırılmamıştı.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI'NDAN  AÇIKLAMA
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Türkiye'ye Kıbrıs için verdiği tazminat kararıyla ilgili, "Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır" açıklamasını yaptı.
Bilgiç, IV. Rum kararına ilişkin tazminat başvurusu hakkında AİHM'nin kararına dair bir soruya yanıtında, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 1994 yılında açtığı dördüncü başvurunun 10 Mayıs 2001'de sonuçlanmasından bir gün sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ifade edilen görüşlerin geçerliliğini korumakta olduğuna" işaret edildi.
"Mahkemenin bu defa, esasa ilişkin karardan 9 yıl geçmesinin ardından, GKRY'nin tazminat konusunda yapmış olduğu müracaatı karara bağladığını" belirten Bilgiç, "Rum tarafının Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinin devam etmekte olduğu 2010 yılında yaptığı iyi niyetten uzak müracaatın, müzakerelerin sonuç vermesi için çabaların yoğunlaştırıldığı bir aşamada karara bağlanmış olduğu da dikkat çekmektedir. Bu kararın da Kıbrıs'ın gerçeklerine aykırı ve haksız olduğu, içeriği itibarıyla yanlışlık ve tutarsızlıklar ihtiva ettiği, hukuki zeminden yoksun bulunduğu ve Kıbrıs sorununun devam ettiği koşullarda uygulanma kabiliyeti olmadığı görülmektedir" değerlendirmesini yaptı.
Bilgiç, yanıtında şunları kaydetti:
"Mahkemenin hakkaniyetten uzak ve yeni bir adli hata teşkil eden bu kararı, Türkiye'yi Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki kararlı tutumunu sürdürmekten alıkoyamayacaktır. Kararın BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesindeki çabaları zorlaştırmamasını umuyor ve tüm tarafları kapsamlı çözüm müzakerelerinin biran önce başarıya ulaşmasına destek vermeye davet ediyoruz."
YUNANİSTAN TEMYİZ MAHKEMESİ KARARI
Prof. Dr. İSA KAYACAN
Yunanistan Temyiz Mahkemesinin Kararı: Türk Ordusunun Kıbrıs'a Müdahalesi Yasaldır.
Yunanistan'ın Temyiz Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihinde 2658/79 sayıyla bir karar veriyor.
Karar; Türk Ordusunun Kıbrıs'a müdahalesi yasaldır. Suç, Yunan subaylarına aittir, şeklinde özetleniyor.
Bu karar. o dönemin Başbakanı Konstantin Karamanlis tarafından, "Yunanistan aleyhine kullanılabilir" gerekçesiyle kamuoyuna duyurulması yasaklanıyor. Arkasından, dava dosyaları "Çok gizli" kaydıyla kasaya konulup. saklanıyor.
Siyaset Bilimci, Hukukçu, Araştırmacı , Yazar Mustafa Nevruz Sınacı'nın internet dünyasından ve çok değerli Zeki Kentel Beyefendi tarafından bana ulaştırdığı "Kıbr&# 305;s'ta esas suçlu-Şahinlerin Gafleti-Zeki Kentel, 01 Eylül 2006" dipnotlu bilgi ve belge cümlelerinin yer aldığı sayfalardan anlaşılıyor ki:
OLAYLAR ŞÖYLE GELİŞİYOR
-"Türk Ordusunun Kıbrıs'a müdahalesi yasaldır" kararının alınmasıyla ilgili gelişmeler Şöyle karşımıza çıkıyor:
1976 yılında bir Yunanlı, mahkemeye başvurarak, 22 Temmuz 1974 tarihinde Lefkoşa üzerinde uçarken, bir uçak Güney Kıbrıslıların açtıkları ateş sonucu düşüp parçalanıyor. Yunan Delta nakliye uçağının içinde bulunan ve ölen oğlu için tazminat talebinde bulunuyor davacı Yunan vatandaşı.
Atina Mahkemesi 1978 yılında bir karar veriyor. Şöyle:
- " Davacı davasında haklıdır. Hazineden tazminat alması gerekmektedir." Ekonomi Bakanlığı tazminatı ödememek için, karara karşı çıkıyor ve temyize başvurarak, kararın bozulmasını istiyor.
KARAR BOZULMUYOR, AKSİNE GÜÇLENDİRİLİYOR
Yunan Temyiz Mahkemesi kararı bozmadığı gibi, güçlendirici bir karar veriyor. 21.03.1979 tarih ve 2658/79 sayılı kararın tam tercümesi şöyle efendim:
-"Davacı tarafından öne sürülen iddiaların gerçek olduğu, mahkememizce yapılan araştırma sonucu kanıtlandı. Zürich Antlaşmasını imzalayan taraflar, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere "Garantör" devletler olarak, Kıbrıs'ın herhangi bir devlet ile birleşmesini ya da bölünmesini önlemek için, "Kıbrıs Cumhuriyeti" nin güvenliğini garanti altına alıp koruyacaklarına dair taahhütte bulunmuşlardır.
1974 Temmuz ayının ilk haftası içinde Kıbrıs Devlet Başkanı Makarios, Ada'da görev yapan bazı subayların, darbe girişimi hazırladığı içinde bulundukları ve kendisini öldürmeyi planladıklarını öğrenmiş ve durumu Atina'ya duyurarak, Yunanistan Devlet Başkanı General Gizikis'ten önlem alınmasını istemiştir.
Ancak Atina'daki yönetim, bu talebe resmi bir cevap vereceği ya da önlem alacağı yerde, 15 Temmuz 1974'de General Yoannidis, Makarios'a karşı, Kıbrıs'taki Yunan Birliğinin Komutanı General Yorgitsis ve General Yanakodimos ile birlikte 102 Yunan subayının da yer aldıkları darbeyi gerçekleştirdi ve Makarios'u öldürmeye teşebbüs etti.
Lefkoşa'daki Başkanlık Sarayı ağır silahlarla ateşe tutulmuş, Başkan Makarios bu saldırıdan bir mucize olarak kurtulmuştur. Kıbrıs Anayasası asi Yunan subayları tarafından çiğnendikten sonra, Nikos Samson başa getirildi. Türkiye İse 20 Temmuz 1974'de, yaratılan durum nedeniyle hukuki hakkını kullanarak Kıbrıs'a müdahalede bulunmuştur”
BU KARARLA
Bu kararla, Türkiye'nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Garanti Anlaşmasının 4 ncü maddesi uyarınca, Türkiye'nin hukuki haklarını kullandığı ortaya çıkıyor. Yunanistan tarafından gönderilen bin Generalin yönettiği ve üst düzey subayların neredeyse tamamı Yunanlı olan RMMO'ya esir düşenler, hayatını kaybedenler, aileleri, yaşamları ve düzenleri bozulanlar, işlerini kaybedenler, yerini-yurdunu terk edip göç etmek zorunda kalanlar ve mağduriyete uğrayan herkes, Yunanistan'a karşı tazminat davası açabilecektir. Bu yolun açıldığı, açık olduğu görülmektedir.
TÜRKİYE ISGAL ETMEDİ
Türkiye, Zürich ve Londra Anlaşmalarıyla kurulan "Kıbrıs Cumhuriyeti" ni ne parçalamış ne de işgal etmiştir. Zaten bu müdahale, işgal olarak kabul edilmiş olsaydı, uluslararası tepki herhalde çok daha farklı boyutlarda gelişirdi.
1974 yılından bugüne kadar geçen zaman içinde, Birleşmiş Milletler'in ortaya koyduğu çözüm formüllerini, Kıbrıs Türk tarafı hiçbir zaman reddetmedi. Hep tartışmaya açık tutmuş olmasına rağmen, karşı taraf her defasında anlaşma masasından kaçmış, dünya kamuoyunun karşısına değişik ve anlaşılması zor koşullarla çıkmıştır.
Ne var ki, AB başta olmak üzere, Batı dünyasındakilerin büyük bir bölümü, bu gerçeğin ya farkında değildir, ya da politikaları gereği böyle davranmaktadırlar.
ÇOK ÖNEMLİ NOT:
Türkiye, "acilen ve derhal" bu ve benzer karinelerle LAHET YÜKSEK ADALET DİVANI'na başvurmak ve DAVA AÇMAK suretiyle; Güney Kıbrıs'ın, "Kabul Görmüş ve Tescil Edilmiş Evrensel Hukuka Aykırı Olarak" AB'ye kabul ve katılımının "keellemyekün" (bütün sonuçları ile) FESİH VE İPTALİ için dava açmalıdır.
AÇMAK ZORUNDADIR DA.....
Prof. Dr. ISA KAYACAN
dipnot!..
1.2002-2014 yılları arasında, Yunanistan tarafından işgal edilen "Türk Milleti'ne ait Ege Adaları" Yunanlıların defedilmesini teminle en kısa sürede geri alınmaz;
2. Louzidiu davası dolayısıyla verilen haksız/hukuksuz tazminatın iadesi istenmez;
3. Ve, Kıbrıs'ta başlatılan sözde toplumlar arası görüşmelere derhal son verilerek İLHAK kararı alınmaz ise...
BU HÜKÜMET "VATANA İHANET" ve "MİLLİ SERVETLERİ DIŞ DÜŞMANA PEŞKEŞ" SUÇU İŞLİYOR DEMEKTİR

26 Nisan 2014 Cumartesi

HAŞİM KILIÇ: Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı ve 52. yıl hitabı!...

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç konuştu!...
VESAYET'İ ŞİDDETLE REDDETTİ!...
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında (25 Nisan 2014, Cuma günü)  yaptığı açıklamasında "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından son dakika flaş açıklamalar gelmeye başladı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç "Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor" dedi.
Yargı ağır suçlamayla karşı karşıya
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son dönemde yargı, paralel devlet diye nitelendirilen çok vahim, çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde kaldığı sürece yargı ayakta kalamaz" ifadelerini kullandı.
Vesayet şiddetle reddedilmeli
Haşim Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" şeklinde konuştu.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi sebebiyle Başkan Haşim Kılıç tarafından önemli açıklamalarda bulundu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında bugün yaptığı açıklamasında  "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son zamandaki çok ağır suçlamalar üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması " diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi dolayısıyla tertip eden merasimde yaptığı konuşmada, "Yargı üzerinde oluşan veyahut oluşacak politik, ideolojik, dini, ırkı ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı üyeleri olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir." ifadelerini kullandı.
"TAZİYE MESAJI" GÖNDERİLENLERİN 
BAYRAK TÖRENLERİ VE KUTLAMA REZİLLİKLERİNE BAKIN!...
AYM Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü tesirli bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her vakit ele geçirilmesi şart olan bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın gayretine düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yarının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir ehemmiyete sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Vurgulayarak dile getiriyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir." ifadelerini kullandı.
"Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" diyen Haşim Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:
"Son zamanda yargı, bu konuyla alakalı 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir.
Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına şahit olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız."

24 Nisan 2014 Perşembe

Türk Parlamenterler Birliği onursal başkanı Hasan Korkmazcan’dan “ABD senatosuna muhtıra gibi uyarı.”

Türk Parlamenterler Birliği (TPB) onursal başkanı Hasan Korkmazcan’dan
“ABD senatosuna muhtıra gibi uyarı.”
İşte Ermenistan ve Erivan metrosu!...
TPB Onursal Başkanı ve TBMM E.Başkanvekili Hasan Korkmazcan “ABD senatosunda gündeme getirilen 24 Nisan Ermeni yalanı olan soykırım iddiaları “ üzerine çok sert bir yazılı açıklama yayınladı.
Korkmazcan, tarihe atıf yaparak ABD senatosunun her yıl Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti ‘nin onurunu dikkate almaksızın yaptığı hataları tekrar etmesini 2005 yılında bizzat ABD Başkanı BUSH tarafından cevaplandırılan mektubuyla destekleyerek “ABD devletinin resmi görüşünün, ABD’li Senatörlerle örtüşmediğini açıkladı.”
Hasan Korkmazcan’ın yazılı açıklaması şöyle;
“AKP iktidarının milli davalarımıza kayıtsızlığı, milletimize ve devletimize düşman odakların cüretini pervasızlık derecesine getirmiştir. İktidar, Türkiye aleyhindeki birçok projeye göz yumarak ya da destek vererek karşı tarafların işbirlikçisi konumuna düşmüştür.
Doğu Akdeniz’de İsrail, Rum, Yunan üçlüsü ABD ve AB desteğiyle Türkiye’yi dışlayan bir statüko inşa etmekte, PKK fiili bir koalisyon ortağı olarak iktidarla kan üzerinden pazarlık yapmaktadır.
Bütün bu gelişmelerde İktidarın işbirliğinden cesaret alanlar şunu unutmamalıdır: Türk milleti hukuk ve insanlık dışı hiçbir oldubittiyi kabul etmez. İşbirlikçi iktidarlardan alınan haksız tavizler yok hükmündedir. Gasp ve Şantaj yoluyla kurulan statükolar sonuç olarak yıkılacaktır.
Türk Milleti, bugünkü iktidar yöneticilerinin kişisel çaresizlikten ya da Türk düşmanlarıyla “TEVHİD ETTİKLERİ” kişisel çıkarlarından yararlanmaya kalkışanları not etmektedir.
Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı olarak dünyanın birçok ülkesindeki Türkiye aleyhine yapılan çalışmalara karşı ilgili devlet, hükümet ve parlamento yetkililerini uyarmak üzere defalarca konuları izah eden mektuplarla görüşlerimizi bildirmiştik.
Bunlardan bir tanesi 18 Nisan 2005 tarihinde zamanın ABD Başkanı George W.Bush’a göndermiş olduğum uyarı mektubudur. O günkü ABD Başkanı Bush’a yazmış olduğum mektuba ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmi olarak verilen cevap şöyledir.
Elimde bulunan tarihi belgeyi kamuoyunun bilgisine özetle sunuyorum:
“Sayın Başkan Korkmazcan,
Başkan George W.Bush’a yazmış olduğunuz, 20 Yüzyılın başlarında gerçekleşen tarihi olayların yeniden incelenmesi ile ilgili Türkiye’nin son adımlarını içeren mektubunuz için teşekkür ederiz.
TBMM’nin dünya arşivleri üzerinde yeniden çalışılması konusundaki atılımını destekliyoruz. Ortak tarihleriyle ilgili olarak Ermeni ve Türk hükümetleri ile sivil toplum aktörlerinin akademik, sivil toplum ve diplomatik düzeyde tartışmalarını destekliyoruz.
Bu önemli atılımı benim dikkatime sunmanızdan dolayı teşekkür ederim. ABD-Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek ve ortak amaçları doğrultusunda birlikte hareket etme düşüncesindedir.” ABD Başkanı George W.Bush. Adına cevap verilmiştir.
ABD’Lİ SENATÖRLER BU DURUMA AÇIKLAMA GETİRMELİDİR.
ABD’li senatörler sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak 2014 yılında değişen şeyin ne olduğunu açıklamak zorundadır. ABD’li senatörlerin Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletine düşmanlığı nedir?
ABD’nin resmi politikasını ortaya koyan bu belgenin yazıldığı tarihten sonra tek bir yeni gelişme olmuştur. O da AİHM’in  Perinçek-İsviçre davasında verdiği karardır. AİHM kararı soykırım yalanını çürüten, uluslar arası bağlayıcılık taşıyan bir mahkeme hükmüdür.
ABD’li Senatörlerin şimdiki yetkili çevrelerin suskunluğunu değil, Perinçek’in meydan okuması sonucu AİHM kararıyla oluşan hukuki durumu dikkate almaları zorunludur.
Siyasi irade her şeyi bir kenara bırakarak Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onuruna kast eden bu oyunu derhal bozmalıdır.”dedi.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Hasan Korkmazcan ve Bir PANEL'in ardından...

‘İhanete hayır;
Türk Milleti ve Devleti Bölünemez’
“İhanete hayır, Türk Milleti ve Devleti Bölünemez “paneli Ankara’da ABEM (Ankara Barosu) konferans salonunda gerçekleşti.
ANKARA- “İhanete hayır, Türk Milleti ve Devleti Bölünemez “paneli Ankara’da ABEM (Ankara Barosu Eğitim Merkezi) konferans salonunda 09 Nisan 2014, Çarşamba günü gerçekleştirildi. Toplantının açılışını Türkiye Sivil Toplum Birliği Başkanı Sadi Somuncuoğlu Yaptı. Panel yöneticisi olan Hasan Korkmazcan yaptığı konuşmada “Mücadeleyi başlatıyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri mücadelenin ilk adımıdır” dedi.
Mücadele başlıyor. 
İlk adım Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Türkiye Sivil Toplum Birliği Panelinde konuşan; Türk Parlamenterler Birliği Onursal Başkanı, TBMM (eski) Başkan Vekili ve 4 dönem Denizli Milletvekilliği yapmış olan Hasan Korkmazcan iktidara çok sert ifadelerle yüklendi.
Hasan Korkmazcan” Başbakan Erdoğan artık güven kaybetmiştir. Kanunlara uymayan bir Cumhurbaşkanı, Cumhur’un başı olamaz “dedi. Korkmazcan yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Bugün, küçük bir salonda ama çok büyük bir hak ve adalet aramak için toplanmış bulunmaktayız. Buradan, büyük bir ulusu parçalama zihniyetine ve “ihanete hayır” diyoruz.
Türk Ulusu her şeyi affeder ancak ihaneti asla affetmez.
Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Bu Millet, düşmanlarının hainlerini bile cezalandırmıştır. Devlet olmanın en önemli gereklerinden biri ihanetle mücadele etmektir. Üzülerek belirtmeliyim ki, hukukun askıya alındığı bir süreç yaşıyoruz. Bu süreçte, bugünler daha iyi günler, kötü günler ilerde diyenlere sesleniyorum. Şu anda içinde yaşadığımız günler en kötü günlerdir, bundan daha kötü bir durum olamaz.
Türk Milleti adını bilinçli olarak silmeye çalışıyorlar.
Bunu yapmaya çalışan hainlere sesleniyorum. Dünya’daki tüm kütüphaneler yıkılıp, kitaplar yakılmadan, tüm sanat eserleri yıkılmadan, Türk adını yeryüzünden silmek mümkün olmayacaktır. Geçmişte bu görüşe katılan ama bugün aksi davranışlar sergileyen kişileri, her şeyden önemlisi TBMM’ni bu görüşe sahip çıkmaya davet ediyorum.
Bu son çağrıdır.
Bu son çağrıdır. İçinde bulundukları hukuksuz durum, hükümeti, bu ülkeye ihanet eden PKK terör örgütü ile aynı statüye getirir ve onlarla aynı sonu paylaşmalarını sağlar. ASALA ile EOKA’cılar ve onların hasta zihniyetli destekçileri, yıllarca, yüce Türk Milleti’nin ırkçı bir millet olduğunu söylediler.
Bu iftiradır.
Bu bir iftiradır. Türk Milleti asla ırkçı olmamıştır, hattâ, ırkçılık düşüncesine en uzak millet, Türk Milleti olmuştur. Aksi olsa birleştirici, bütünleştirici, insani değerleri yüksek bir millet olmasa bu kadar uzun süre yaşaması mümkün olmaz ve tarihin derinliklerine çoktan gömülürdü. Aynı zihniyettekilerin attığı ikinci bir iftira var. Türkiye, terörle mücadelede başarı kazandı, ancak bu dönemde, 17 bin faili meçhul cinayet işlendi iftirasıdır.
Türk Milleti, hiçbir zaman cinayet işlememiştir.
Yetkililer niçin bu iftiraya karşı bir kampanya yürütmüyorlar? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Devleti’nin köklü gelenek ve görenekleri ile ilkelerinden oluşmuştur. Bu Anayasa’da değiştirilemeyecek hükümler vardır. Değiştirilemeyecek maddelere dokunan Meclis gayrimeşru olur. Bizim en büyük gücümüz, yüce Türk Halkı’nın bize olan güvenidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu güveni kaybetmiştir.
İsteyen herkes Başbakan’dan istediği tavizi koparabilir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu güveni kaybetmesi ve içinde bulunduğu durum nedeniyle tehdit altındadır. Başbakanın tehdit altında olması demek milletin tehdit altında olması demektir. Onu bu tehditten kurtarmak bilinçli Türk Halkı’nın elindedir. Devlet milletin devletidir. Millet çağlayan bir ırmak, bizler ise bu ırmakta bir damlayız. Bir milletin, adını, kendi iradesiyle değiştirmem mümkün mü?..
Geçmişte, Japonya, Almanya ve İtalya Anayasa’larını zorla değiştirenler bile bunların isimlerini silmeyi başaramamışlarken; kim bize, Türk ismi Anayasa’dan çıkacak diyebilir ki?.. Bu salondakiler, karar verirsek, bu toplantıyı, gider, bu vatanın ayrılmaz bir parçası olan Diyarbakır’da da yaparız. Bunu kimse engelleyemez… Kötümserliğe kapılmayalım ama mevcut durumu da seyretmeyelim.
Ülkesini seven bizlerin yapacak işleri var.
Bir proje etrafında birleşmeli ve bir plan dâhilinde çalışmalıyız.
Bu proje; emperyalizmin dayatmalarına hayır diyerek direnmek, insan hakları ve hukuk çerçevesinde ülkemize sahip çıkmaktır. Terör örgütü üyeleri ve bu zihniyeti destekleyen bölücüler asla affa uğrayamazlar. Bölge halkıyla doğrudan temas kurmalı ve bölücüleri aradan çıkarmalıyız.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri mücadelenin ilk adımıdır.
Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına uymayan bir Cumhurbaşkanı ile kanunu neresinden delerim diyen bir Başbakana bırakılacak bir ülke değildir. Herkesin bir hesabı olabilir, ama unutulmamalıdır ki; Yüce Türk Milleti’nin de bir hesabı vardır. Bu mücadeleye gönül veren herkes, tüm önyargıları kaldırıp kucaklaşmalı ve bütünleşmelidir.”
Yoğun bir katılım ve bilinçli katkı…
İçişleri eski bakanı İdris Naim Şahin, Eski Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Prof. Dr Anıl Çeçen, Sincan eski ağır ceza mahkemesi başkanı Osman Kaçmaz, Türk Demokrasi ve Kadın Platformu Başkanı Avukat Ayşegül Kahveci, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ., Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı Avukat Fethi Bolayır, Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk, Eski Bakan Enis Öksüz, Menderes Yılmaz ile İslâmcı Yazar İsmail Nacar gibi birçok Kanaat Önderi ve önemli isim panelde yer aldılar.

18 Mart 2014 Salı

YALÇIN KOÇAK; KIRIM, "Kırım'dan Rus bayrağı inerse, Türk Bayrağı asılır!.."



GÖZÜMÜZ AYDIN…
Yalçın KOÇAK
            Kiew’deki meydancılar Rus yanlısı Başkanı kovmayı başardılar, AB’cileri sevindirdiler, ama toprak kaybettiler. KIRIM ellerinden gitti. Bizim Çapulcularımızın,  Gezicilerimizin sağduyusuna hayranım diye yazmıştım, işte gerekçesi.
            Kırım niçin, niye önemli?
Arkasındaki Azak kapalı denizine Kerç Boğazı ile bağlı olan coğrafyayı, boğazı kontrol ettiği için kıymetli Rusya’nın kalbine kadar giden suyolu kanallar bu boğazdan Karadeniz’e bağlanıyor, bunun için kıymetli.
            Rusya’nın Karadeniz filoları Sivastopol ve Yalta hatta Balıklava (Balıkova)’da üsleniyor. Rus donanmasına 12 uçak gemisi yapmış, sayısız nükleer denizaltı inşa etmiş dokların olduğu Nikolayev’ide buradan kontrol edebiliyorlar.
            Kırım meselemiz diye defalarca yazdık.
Partilerimizin kendi programlarında yazdıkları veya söyledikleriyle İktidar ya da hükümet ortağı olduklarında yaptıkları farklıdır. Bürokrasi, demokrasiyi devlet adı ve gölgesiyle perdeler,  terbiye eder, evcilleştirir, kısırlaştırır. İşte Kırım konusunda da, Batı Trakya, Kıbrıs, Adalar, Musul meselesinde, Suriye altı üstü Şam vilayetimiz meselelerinden de kısır döngüye girdiğimiz fotoğraf ortada.
            Kırım romanı, trajedyası başlıyor.
Sivil inisiyatifler, kültürel diplomasi hamlesi başlatmalıdırlar. Kırım kamu diplomasisine bırakılamaz, bırakılmamalı da. Ne diyecekler; Biz Ukrayna’nın Toprak bütünlüğünden yanayız. Irak için de, Suriye için de söylemişlerdi???
            Tarihte Ukrayna adıyla bir devlet yok, Ukraynalı diye bir millet bir kavim de yok. Bu laf benim değil Putin’in uzun yıllar önce Bush’a söylediği bir sözdür. O günden beri ne politika ürettik, bu günlere hazırlığımız neydi, araştırılıp, soruşturulup, ilgililerinin sorgulanması gereken bir konudur.
Ruslarla yaptığımız Küçük Kaynarca antlaşmasının centilmenlik dokümanında Kırım’dan Rus bayrağı inerse, Türk bayrağı çekilecek şekilde bir kozumuz varken geçmiş yılarda bu istenmemiş, Ukrayna kurulmuş, Kırım otonom, özerk bölge statüsünde tutulmuş (bakın hep ayrı ve özelliği korunmuş) tarihi anlaşmadan doğan Türk, Tatar hakları sözde de olsa muhafaza edilmiştir.
            Kırım Parlamentosunda Rusların işi olmamalı. Onlar sonuçta oraya yerleştirilmiş Rusya’nın memurları. Aynı oyun İngilizlere kiralık verilen Kıbrıs adasında da başımıza geldi. Biz Kıbrıs Rumlarına egemenlik hakkı vermemişiz ki. Onlarla bir savaş olmamış bir harp kazanmamışlar, Kıbrıs’ta nasıl devlet oldukları muamma, İngiliz piçliği…
Bir değil, beş değil. Hep aynı numara..
            Özbekistan da, Kırgızistan da, Sibirya da 3. Kuşağını yetiştiren Tatar kardeşlerimiz fukaralıktan ötürü memleketlerine dönememekte, aslında bir dönebilseler nüfusları misliyle artacak, her şey onların lehine gelişecek değişecek. Sosyolojik olarak bu bizim de son nesil, son fırsatımız.
            İşte devlet ve organizasyona burada ihtiyaç vardır.
1989’da Bulgaristan’dan göç dalgası kapıya dayandığında Bürokrasi ve Diplomasi bize 30 bin kişi ya gelir, ya gelmez diyordu. Sayı 400, 500 bini geçmişti. Allah Bürokrasiye muhtaç etmesin, etmesin de her şeyi ona bırakmış sistem. Sistemi aşmak ve sorgulamaksa Terörizm suçu;  Nato’nun dahi ilgi sahasına girer, önce Evet, sonra Hayır diyenler, neden gittiklerini dahi bilmeden Silivrilerde, Hasdallarda süründüler.
            Akıllı politika üretebilmeyi başarırsak Çanakkale ve İstanbul boğazlarından sonra 3. Bir boğazımızın olması işten değil.
            Yeni Yaltamızı yazalım, Kerç’te balık hoş olur….

5 Mart 2014 Çarşamba

Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMİR

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı ve Demokratlar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta yaşanan son olayları değerlendirdi: 
“Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur”
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir Kıbrıs’ta (KKTC) yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak yaptığı açıklamada: “ Kıbrıs’taki güvencemiz Cumhurbaşkanı  Derviş Eroğlu’dur” dedi.
            Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, yaptığı yazılı açıklamada şu görüşlere yer verdi:
            TÜRKİYE'DE MAHALLİ SEÇİMLER VE KASET KAVGALARI!...
            “ Türkiye’de Mahalli Seçimler ve  kaset kavgaları ile göz gözü görmez bir kargaşa yaşanırken KKTC’de ilginç gelişmeler olmaktadır. Kıbrıs sorununa kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm getirmek için geçtiğimiz ay ortalarında Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin altına imzalarını koydukları ortak metnin ara bölgede Birleşmiş Milletler (BM) Misyon Şefi Lisa M. Buttenheim tarafından okunmasından sonra bir ‘iyi niyet dalgası’ yayılmıştır. Özellikle Türk ve Rum müzakerecilerin çapraz görüşmeleri (Türk müzakerecilerin Atina’yı, Rum müzakerecilerin Ankara’yı ziyareti) memnuniyetle karşılanmıştır.
“Nihai hedefleri Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.”
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, geçmişteki Rum devlet başkanlarından biraz farklı gibi gözükmektedir. Rumlar, şimdiye kadarki müzakerelerde kendilerini sürekli olarak, adanın ve mevcut tanınmış devletin sahibi görmüşlerdir.
            Ada’nın tümüne sahip ve egemen olmadıkça da Türklerle herhangi bir anlaşmaya yanaşmamışlardır. Hep bir bahane bulup, masadan kalkmayı ve Türkleri de oyunbozanlıkla suçlamayı adet haline getirmişlerdir.
            ALDIKLARI TAVİZLERİ "BÜYÜK KAZANÇ" OLARAK GÖRÜYORLAR!..
            Bu müzakerelerden elde ettikleri en büyük kazanç; aldıkları tavizleri ‘kazanılmış hak olarak’ görmüşlerdir. Her yeni müzakereye de o noktadan başlamışlardır. Nihai hedefleri de Türkleri, Rumların tebaası ve ikinci sınıf vatandaş yapmaktır.
            Rum Lider Nikos Anastasiadis, ekonomik olarak iflas ve bataklığın dibinden kurtulmanın tek çaresi olarak, tek yönlü olarak ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerinin içinde yer alan petrol ve doğalgazdan yararlanmayı görmektedir.
            Rumlara kalsa, bu kaynaktan Türk’lere bir cent bile vermezler.
            Ancak anlaşılan birileri; Anastasiadis’ın kulağına, adaya barışı getirerek federasyon, konfederasyon veya bizim tercihimiz iki ayrı devlet gibi bir çözümün bulunmaması durumunda, doğalgazın ve petrolün çıkarılamayacağı gerçeğini fısıldamıştır. Hatta bu işin gerçekleşmesi gerektiğini, İsrail’in de beklentileri açısından şart olduğunu hatırlatmıştır.
“Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir”
            Ancak Kıbrıs’ta her şey güllük gülistanlık değildir. Kıbrıs’lı Rumların şöven milliyetçiliğinin akılla ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır. Papadopulos liderliğindeki ‘Megalo İdea’, panhelenizm taraftarı DİKO partisi hükümetteki 4 bakanını çekmiştir.
            Geri kalan 7 bakan da Rum lidere yeni bir kabine revizyonu fırsatı  vermek için istifa etmişlerdir. Böylece görüşmeler ilk meyvesini Anastasiadis hükümetinin yıkılmasıyla vermiştir. Bu istifalar Rum liderin Amerika ve AB nezdinde elini güçlendirecektir.
            Rum tarafı bu istifa olayını dünyaya ve bize karşı bir taktik olarak kullanacaktır. ‘Beni daha fazla zorlamayın, hükümetim de istifa etti. Türklere taviz veremem. Sonuçta bu varacağımız anlaşma halkın onayına gidecek. Halkta ne kadar tepki olduğunu görüyorsunuz’ diye baskılara karşı duracaktır.
            Bu bir oyundur ve egemen güçler yine Rumlara karşı uygulayamadıkları baskı silahını, her zamanki gibi Türklere doğrultacaktır. Hele dışarıda itibarını gün be gün kaybeden bir Türkiye ve durdurulamaz akıbetini önlemeye çalışan bir Başbakan varken…
            MİLLİYETÇİLİĞİNDEN EMİN OLDUĞUMUZ LİDER, EROĞLU...
            Bu durumda iş, milliyetçiliğinden emin olduğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’na kalmaktadır. Kendisini bu oyunda bilgi ve tecrübesiyle en önemli güvence olarak görmekteyiz.”
            (DP Basın Merkezi – Ankara, 05 Mart 2014)